Dikkat, bu yazı bir öğretmen tarafından, gecenin geç bir saatinde, bir okul ortamında yazılmaktadır.

Mesleğe ilk adım atışımdan, hatta öğretmen olmaya karar verişimden beri, kendim de dahil olmak üzere bir çok kişiden duyduğum “neden?” sorusunu son zamanlarda çokça düşünür oldum yine. Bir insanı öğretmen olmaya iten nedir? Bir insanı günün uzun saatleri, haftanın uzun günleri, geceleri, haftaları boyunca, bazen tatilsizce ve uykusuzca “ne öğreteceğim?” sorunsalına cevap aramaya iten, yaşanan her olaydan bir şeyler çıkarmaya yönlendiren nedir? Bu içgüdü, dürtü, istek, ne derseniz deyin, bu tuhaf duygunun kaynağı nerededir?

Bunca kafa yoruş ve felsefenin sarmal yollarına dalışın sonucunda elbette ki kendimi yine en iyi bildiğim diğer konu üzerinde düşünürken buluyorum bu sefer. Sinema… Sinemanın cengaver öğretmenleri… Düşünüp taşındığım, kendimce bir listesini yaptığım, her izleyişimde bana ilham veren birkaç öğretmen geçiyor aklımdan. Bazen karakterleri, bazen de yaptıklarıyla bana ilham verenler…

John Keating

Kuşkusuz birçoğumuzun aklına “sinemada öğretmen” dendiğinde ilk gelen isimlerden biri, Robin Williams’ın unutulmaz karakteri John Keating.

Peter Weir tarafından yönetilen Dead Poets Society (1989) sinemada izlediğim ilk filmdi. Orijinal dilindeydi, alt yazılıydı, ben ise beş yaşındaydım, anlamamıştım… Hatta ölesiye sıkılmıştım filmi izlerken. Yıllar sonra yeniden izlediğimde durum değişmişti tabii. Senaryo dalında bir Akademi Ödülü, bir de en iyi film BAFTA’sı bulunan Dead Poets Society, şimdi sorsanız çoğumuzun hayatımızı değiştirmeye yönelik minik de olsa adımlar atmamıza neden olmuştur mutlaka. N.H. Kelinbaum’un aynı adlı kitabından uyarlanan filmde, aktörün (Williams) olağanüstü oyunculuğuyla bizlere sunduğu Keating, zamanında birçok ergenin, gencin, kendini genç hissedenin dünyasına “carpe diem” fenomenini sokuvermişti. Ne güzel felsefeydi Carpe Diem… Ah bir de uygulaması öylesine basit oluverseydi…

Louanne Johnso

Belki de öğretmenlik mesleğini seçerken içimizden geçenlerin arasında, kendimize bile itiraf edemesek de bize ışık olduğumuzu söylemelerini dileyişimiz* vardır.

John N. Smith’in yönetmenliğini üstlendiği 1995 yapımı Dangerous Minds (1995) filminin fenomen haline gelmiş karakterlerini, unutulmaz müziklerini kim unutabilir? İnsanı ister istemez, bir öğretmen gerçekten böyle olabilir mi, sorusunu sormaya iten film ne kadar eleştirilmiş olursa olsun, içinde barındırdığı idealizm açısından değerlendirildiğinde çok şeyler söyleyen, çarpıcı bir filmdi. Ya da en azından, beni mesleki açıdan ciddi anlamda etkilemiş ve düşündürmüştü.

* ”They gave me candy and called me their light.”

Roberta Guaspari

Türkçe’ye “50 Cesur Kemancı” adıyla çevrilen, Wes Craven filmi Music Of The Heart’ın (1999) gönülleri fetheden keman öğretmeni Roberta’yı (Meryl Streep) tanıyanların sayısı belki de azdır, bilmem. Ama ben biliyorum, ve hatta ne derseniz deyin bayılıyorum. Peki ama nesine? En büyük etmenlerden biri elbette karakterin Meryl Streep tarafından canlandırılıyor olması elbette. Ancak bunun da dışında müziği, yaşamı, mücadeleyi, aynı zamanda eğlenceli öğeleri bir arada ve ustaca ele alışı beni etkileyen bir faktördü belki de. Filmi de aklımdan çıkmazlardan biri haline getiriyordu.
Gerçek bir öyküden uyarlanan filme katkıda bulunanlar arasında Mark O’Connor, Karen Briggs, Itzhak Perlman, Sandra Park, Diane Monroe, Jonathan Feldman ve Joshua Bell gibi müzisyenlerin de oluşu filmi izlenir kılan önemli öğeler arasındaydı.

Clement Mathie

Clement Mathieu’yu nasıl tarif etmeli? Aslında karakteri beyaz perdeye sarsıcı bir gerçeklikle aktarmayı alnının akıyla başaran aktör Gérard Jugnot’nun sakin ve sessiz görünüşünün altındaki sağlam ve idealist karakteri nasıl anlatmalı?
Sessiz sedasız, kimseye bulaşmadan, haykırmadan, bağırmadan, yalnızca şarkı söyleyerek aklından geçenleri abartısız, laf kalabalığına gerek duymadan anlatan bir filmdi Les Choristes (2004). Yönetmeni de Christophe Barratier’di.

Erin Gruwel

Müzikle iç içe geçmiş bir okul yaşamını yansıtan iki filmden sonra, bu kez de genç ve idealist bir başka öğretmen geldi aklıma. Okuldaki yoldan çıkmış öğrencileri yazmaya ve okumaya teşvik ederek onların dünyalarında bambaşka bir boyut oluşturan Erin Gruwell…
Yeni kuşak okul filmlerinden biri olan Freedom Writers (2007), yukarıda saydığım filmlerin ve karakterlerin çarpıcı yapısına çok fazla uyum sağlamasa da, veya uğraştığı meseleler idealizm ve öğretmenlikten ayrılarak soykırım meselelerine doğru bir yolculuğa çıksa ve sinema çevrelerince epeyce eleştirilmiş olsa da, Hilary Swank tarafından canlandırılan Bayan Gruwell benim için sinemanın idealist öğretmenlerine bir başka iyi örnekti.

Aslında biraz daha uzatılabilecek, ama bence uzadıkça tadı da kaçacak küçücük bir liste benimkisi. Hangi film iyi olmuş, kim ne kadar başarılı işler yapmış listesi değil ama. Eugene Simonet (Pay It Forward, 2000), Katherine Ann Watson (Mona Lisa Smile, 2003) ya da Emre Aydın (İki Dil Bir Bavul, 2008) gibi isimlerle de devam edebilecek olan bu listenin en güzel yanı ise, buradaki ilham veren kişilere her geçen gün yeni birilerinin eklenebileceğini bilmek. Gerek sinemada olsun, gerekse gerçek hayatta bir insanın yüreğine dokunabilecek, o insanın hayatını değiştirebilecek kudrete sahip az sayıda insanlardan biridir çünkü öğretmen. Bir mesleğe yol gösterecek, öyle arasanız her yerde de kolay kolay bulunamayacak, özel biridir. İyisine rastlayabilirseniz eğer…

İlgilenene…

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.