“Kargalar, sakın anneme söylemeyin!

Bugün toplar atılırken evden kaçıp

Harbiye Nezaretine gideceğim.

Söylemezseniz size macun alırım,

Simit alırım, horoz şekeri alırım;

Sizi kayık salıncağına bindiririm kargalar,

Bütün zıpzıplarımı size veririm.

Kargalar, ne olur anneme söylemeyin!”

                                                                Orhan Veli Kanık

 

Metehan Şereflioğlu’nun 3. kısa filmi olan Her Şey Yolunda (2018), izleyiciye hiç de yabancı olmayan temelde toplumun dayattığı cinsiyet kalıplarını ve erkeklik görevlerini yansıtarak bir alt kültür hikâyesi üzerinden ülke gerçeklerine ayna tutan 16 dakikalık bir filmdir. Her Şey Yolunda, yarıştığı birçok festivallerden sonra şimdi de !f İstanbul seçkisinde 13 Eylül’den 22 Eylül’e kadar İstanbul, Ankara ve İzmir sinemalarında gösterime girecek. Metehan Şereflioğlu, önceki kısa filmi 7 Santimetre ile de Türkiye’deki toplumsal dayatmaların ergenlik dönemindeki erkek çocukları üzerindeki olumsuz etkilerine çarpıcı bir şekilde değinmişti. Peki hikâyelerini daha çok ‘erkek çocukları’ üzerinden oluşturan genç yönetmen bu filminde 16 dakika gibi kısa bir sürede böyle önemli konulara başarılı bir şekilde değinmeyi nasıl başarmıştır?

Her Şey Yolunda, Bayram adındaki ana karakterimizin abisinin askere gidecek olmasıyla evin erkeği rolünü almaya başlamasını konu edinir. Bayram çok da iyi kazanamadığı bir işte çalışıyordur. Abisinin askere gidecek olmasıyla, küçük yaşta ailesinin tüm sorumluluğunu üstlenmek zorunda kalır. Babası inşaat kazası yüzünden hayatını kaybetmiştir, abisi ise askerde uzun bir süre komando olarak görev alacaktır. Ailedeki ‘erkek’ yani ‘baba’ figürü Bayram’ın üzerine kalacaktır. Üzerine kalacaktır diyorum çünkü toplumda “Erkek gibi davran, erkek gibi söyle lan! Güçlü söyle.” sözleri gibi cinsiyet dayatmaları, bireyler üzerinde olumsuz etkilere sebep olarak kişilerin zorunda oldukları bir hayatı yaşarken, kişiliklerini kaybetmelerine sebep olur. Doğduğumuzdan beri erkek çocuklarına dayatılan, onların yetiştirilme biçimlerini ve ‘erkek’ çocuklarına olan bakış açısını aynılaştıran ve şehrin her yanında sürmekte olan aile, sosyal hayat ve erkekleşme sancıları ne yazık ki günümüzde hala etkilerini göstermektedir. İyi niyetli ve düzgün birisi olarak gördüğümüz Bayram da abisinin söylemiyle ‘erkek gibi’ olmaya çalışacak ve matbaadan aldığı sahte paraları küçük harcamalar yaparak gerçek paraya çevirecek ve böylece ailesinin geçimini sağlayacaktır. Kendisini eylemini gerçekleştirmeye başladığı andan itibaren de ruhsal değişimlerin ve erkekleşme olgusunun içinde bulacaktır.

Tüm bu 16 dakikanın içerisinde hikâyeyi güçlü ve başarılı kılan şey ise, yönetmenin kendi tercihiyle karakter dönüşümünü aslında çok açık, ancak rahatsız edici olmayacak bir pürüzsüzlükte yansıtmasıdır. Bana kalırsa, kısa filmlerin karakter dönüşümlerini kısa bir zaman diliminde nasıl verecekleri sorunsalını Her Şey Yolunda’da genç yönetmen gayet başarılı bir şekilde aşarak ilerletiyor filmi. Bayram’ın sigaraya başlaması, lunaparkta parayı bozdurduktan sonra silah tutmayı öğrenmesiyle birlikte erkekliğe geçiş süreci, evlerine hırsız girdiğinde ilk etapta ‘Anne’ diye seslenmesi ancak erkeklik sürecine girmesiyle birlikte hırsızı elinde sopayla yoklaması gibi ilk sahneden son sahneye kadar olan karakter dönüşümleri filmi izlerken rahatsız etmeden yağ gibi akıp geçiyor.

Yönetmen hikâyeyi ele alırken sahte ve gerçek paraların metaforik anlatımını kullanarak, renkler ve görüntülerle güçlü bir anlatımla izleyicilerin sorgulamasına sunuyor. Bayram’ın iş yerinde giydiği mavi renk kazağı, kahvedeki, tüpün ateşindeki mavide kaybolurken Bayram da kaybolmaya başlar ve film böylece finaline değin derin bir sadeliği işlemeyi başarır.

Cinsiyet kalıplarının dışında hikâyede yönetmenin sosyal konulara değinme şekli de yerinde olmuş. Ülke gerçeklerini hikâyenin içerisinde tüm çıplaklığıyla izliyoruz. Yönetmen bize üzerine basa basa “Komando, Türk komandosu olmak, hele bu devirde çok zor,” gibi diyaloglarla savaşın acımasızlığını, Bayram’ların evlerine hırsız girmesinin üzerine karakolda geçen sohbet ile birlikte ise sistemin işleyişini sorgulatmak istemiştir. Bazen yaşadığımız talihsizlik ya da bir beklenti karşısında aldığımız sözler de: “Biz size haber veririz. Şu anda yapabileceğimiz bir şey yok.” değil midir? Bayram’ın, “Evimize giriyorlar, paramızı çalıyorlar ve siz burada yapabileceğimiz bir şey yok diyorsunuz.” sözü üzerine polisin: “Sonuçta İstanbul’da yaşıyoruz dimi?” demesi aslında çoğu şeyi irdeliyor.

Buna ek olarak yine en baştaki sahnede Bayram’ın tahtaya çıkıp, önünü ilikleyerek Orhan Veli Kanık’ın şiirini düz ve ruhsuz bir anlatımla okuması aslında eğitim sisteminin bu şairane ve özgür hayat içerisinde ruhsuz ve kalıplara, iliklenen düğmelere mahkûm kaldığına da bir işaret olabilir. Bir başka sahnede dikkati çeken şey ise ses kullanımıdır. Bayram’ın çalıştığı atölyede tıpkı okul sıralarında çalışırken duyduğumuz gibi zil çalar ve herkes dışarı çıkar. İnsanların az paraya bir nevi köle olarak çalıştığı işler ile okul hayatında mahkûm kaldığımız bizlere belirli bir süre içerisinde öğretilmeye çalışılan ezberci sistem gibi benzetmeler arasında bağlantı kurulmaya çalışılması, aslında yönetmenin vermeye çalıştığı gayet açık bir mesaj gibidir.

İzleyicilerin özellikle kısa filmlere olan bakış açısı ne kadar ön yargılı olsa da biz bu filmde başarılı yönetmenin dakikalar geçen görüntüler içerisinde ne kadar büyük sancılara başarılı bir şekilde dokunduğunu görürüz. Neticede Her Şey Yolunda başarılı ve sade bir anlatımıyla !f’de izlenmesi gereken filmlerden bir tanesi bana kalırsa.

Yazar Hakkında

Göksu Ertüren

1992 yılında Uşak’ta doğdu. Yazmaya olan merakı onu, yazdıklarını görselle buluşturabileceği sinema okumaya yönlendirdi. Uşak Üniversitesi'nde Radyo ve Televizyon Programcılığı bölümünde okuduktan sonra Eskişehir Anadolu Üniversitesi'nde Sinema ve Televizyon bölümünü bitirdi. Şimdilerde ufkunu, farklı dünyaları arayıp, bulduklarını kendi dünyasına katarak genişletmeye devam ediyor.

Yazarın Diğer Yazıları

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.