AnalizSinema Yazıları

Sorrentino’dan Gençliğe Övgü: Youth (2015)

Hayat, Hotel Schatzalp’de Alp manzaralarına karşı termalin sıcak hava buharını solurken bir süreliğine duruyor ve geçmişle mevcut anın birbirini üzmemeye çalıştığı bir gerçeklikte sabitleniyor; artık geçmişini hatırlamakta zorlananlar için bile.

Karakterleriyle beraber izleyicisini de kendi rehabilitesi altına alan Youth (2015), düzeniyle düzensizliği, estetiğiyle karmaşayı, yaşlılığıyla gençliği hedeften vuran, Michael Caine’li, Harvey Keitel’li bir ölüm kalım meselesi.

Paolo Sorrentino Estetiği

Il Divo (2008), This Must Be The Place (2011), The Great Beauty (2013) ve Youth (2015) gibi filmleriyle İtalya’dan dünyaya yayılan Paolo Sorrentino’yu araştırdığınızda, sinema camiasının onu “Yeni Federico Fellini” olarak tanımladığını görebilirsiniz. La Dolce Vita (1960) ve (1963) gibi yapımlarıyla hatırlanan Federico Fellini; özellikle 1900’lerin ortalarında öne sürdüğü modern sinema anlatımında, İtalyan sanatını ve felsefesini dünyevi kaygılar ve genel geçer problemlerin eleştirisiyle kendine özgü bir şekilde yorumlayan tutkulu bir yönetmen. Aynı zamanda “Felliniesque” sürreal akımının da isim babası.

Sorrentino, gerçekle hayalin iç içe geçtiği bu Fellini ekolünü, diyalektik anlatımın dışına çıkan Brecht estetiği ve modernize edilmiş bir Rönesans görselliğiyle birlikte filmlerine taşıyor. Sarkazmdan çekinmeyen üslubuyla Sorrentino’nun son yılların cesur yönetmenleri arasında yerini almış olduğunu belirtmek gerek. Üstelik bu cesur tavır, mütevazılıkla da beslenerek daha katmanlı bir amaca hizmet ediyor. Çünkü Sorrentino, diyaloglarında ve sinematografisinde verdiği detaylarla ilgili izleyiciyi belirli noktalara ulaştırmayı amaçlarken filmin bütününden genel olarak keyif almayı bekleyen izleyiciyi de bu isteğinden mahrum bırakmıyor.

Youth fotoğraflık sahneleri, renk paleti, simetri takıntılarının içine su serpecek düzeni, pürüzsüz bir akışta ilerleyen çekimleri ve tabii ki pastoral Alp manzaralarıyla göz zevkini cebe almış durumda. Buna ek olarak gülümseten diyaloglar, düşündüren temalar, muhteşem oyunculuklar ve elitist bir tavra rağmen kişinin kendini filmden kopuk hissetmemesini sağlayan samimi yapısıyla, hayatı her yönüyle ve tüm zıtlıklarıyla temsil ediyor.

Katmanlarıyla Youth

Youth’ta yaşlılık, iki farklı perspektif üzerinden Fred (Michael Caine) ile teslimiyet, Mick (Harvey Keitel) ile direniş olarak kabul görüyor. Biri ünlü bir orkestra şefi, diğeri de başarılı bir yönetmen olmuş iki eski arkadaş, kendilerini inzivaya bıraktıkları bu termal otelde evveliyatını hatırlamakta zorlandıkları yaşamlarının son çıkışındalar. Fred bu zamana kadar sahip olduğu başarının üzerine bir kalıp gibi oturmasından şikâyetçi, sessiz sedasız doğaya karışmayı bekliyor gibi bir hâli var. Bunu, filmin ilk yarısında, orkestra şefliğini sahne ve alkışlar arasında değil, doğanın sesleri arasında yapmayı tercih etmesinden anlayabiliyoruz.

Onun aksine Mick, kaybolan popülerliğini son bir dokunuşla, bir vasiyet filmiyle alevlendirmek istiyor. Bunun için her gününü,  jübile yapacağı filmiyle bir fark yaratmak için yazar ekibiyle beraber çalışmakla geçiriyor. Mick, duygusal karakteriyle var olmanın tutkusunu ve inancını temsil ederken, Fred rasyonelliğiyle gençliğin ve yaşamın dinamizminin insanı nasıl tükettiğini fark ettiği aşamada. Yaptıkları veya yapmadıklarının ondaki yükü, Maradona’nın çaresizliği kadar belirgin.

Youth’un metaforlarına odaklanacak olursak; film boyu ince ince düşünüldüğünde altından yorumu kişiden kişiye göre değişen birçok anlam çıkabilecek, mecaz bir kurguyla karşı karşıyayız. Sualtında uzanan veya kendi akışında serbestçe salınan bedenlerin, çıplaklığın, bireysel çekimlerin, zıt yönlere hareket eden insanların ve asansör iniş çıkışlarının doğumu, döngüyü ve ölümü çağrıştıran bir atmosferi beslediğini düşünmek mümkün. Fred’in kızı Lena’nın muhtemelen o güne kadar babasıyla gerçekleştirdiği en dürüst konuşmasında, baba-kızın tamamen çamura bulanmış hâlde olması da Fred’in kendi ve ailesinin yaşamına dâhil ettiği sıkıntıların bir temsili olarak ele alınabilir.

Mick ve Brenda Morel’in yaptığı dobra konuşma, gerçek arkadaşlığın; Mick’in intiharı, sadece rutinin dışında kalarak yaşayabilenlerin; terapist kızın dansları, kendini kelimelerle ifade edemeyenlerin; Mick’in tüm kadın karakterlerini gördüğü an ve Fred’in “Simple Song”u ilk defa eşi Melanie’siz sergilediği final sahnesindeki son bakışı, hayatı bir film şeridi gibi gözünün önünden geçenlerin Youth dilinde, ortak hikâyesi.

Sorrentino’nun belirgin bir şekilde vurgu yaptığı kadın bedeni ve kadına bakış; rüyalar, cinsel yetersizlik, Gilda Black ve Paloma Faith yorumları, gençlik aşklarına ve şehvete duyulan özlem gibi detaylarla kasıtlı olarak öne çıkarılmış gibi görünüyor. Kâinat güzelinin otele ilk geldiği anda tanınmaz bir halde olup Jimmy’e yaptığı yorumlarla dikkat çekmesi ve daha sonra havuz sahnesindeki çıplaklığıyla tescilli güzel olduğunun hatırlanması gibi detaylar, kadın üzerine kurulan güzellik ve zeka algılarına dikkat çekmekte. Fellini’nin eleştirel dilini benimseyen Sorrentino, kadın erkek ilişkilerinin ilkelliğini ve dürtüselliğini çok pahalı bir otelde, son derece saygın insanların arasında üzerine düşünülmesi gereken bir olgu olarak filmin içine bırakmış olabilir. Onlarca muhteşem fotoğraf karesinin arasından Fred ve Mick’in kâinat güzelinin çıplak bedenine baktığı anı afiş olarak tercih etmesinin nedeni de bu tartışmalı göndermeden olsa gerek.

Ana temalara geri dönüldüğünde, Youth’ta çektiği sıkıntının içerisinde kendince çözüm arayan karakterleri ve onların kabullenişlerini ya da reddedişlerini izliyoruz. Terazinin bir yanında düşüşe geçenler, diğer tarafında elinde gençlik kozu olanlar var. Mesela aldatılıp terk edilmiş olmasına rağmen cesaret ve kendini onarma isteğiyle yeniden aşka ve hayata tutunan Lena ya da Mr. Q rolünden sonra oynayacağı yeni rollerde korkular yerine arzuları anlatmayı seçen Jimmy gibi. Filmdeki tüm bu yan hikâyeler, yaşa bağlı “bir şeylere yeniden başlayabilme” olasılığının, yani gençliğin bir güzellemesi olarak karşımıza çıkıyor. Bu güzelleme, son sahnelere doğru Fred’in herhangi bir sağlık problemi olmadığını ve dışarıda onu “gençliğin” beklediğini öğrenmesiyle isteksizlik psikolojisinden çıkıp orkestra şefliğine geri dönmesiyle de destekleniyor.

Durum hikâyesinin dürüst bir örneği olan Youth, tıpkı “Simple Song” gibi, yaşama dair son derece olağan bir konuyu muazzam bir naiflikle sunarak son sahnesine kadar üzerindeki ilgiyi eksiltmemeyi başarıyor.

“Melanie, her şeye rağmen birbirimizi tek bir basit şarkı olarak düşünmeyi sevdiğimizi asla bilmemeliler.”

Yağmur Baki
1994, Ocak ayında doğdu. Yeditepe Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu. Basılı yayınlarda ve yayınevinde editörlük ve içerik yazarlığı yaptıktan sonra şimdilerde dijitali deneyimliyor. Edebiyatta ve sinemada psikanalize ilgi duyuyor.

2 Comments

Yorum yaz