RöportajSinema Yazıları

Sermet Yeşil Röportajı

Son dönem Türk sineması oyunculuğu, senaryo yazımı ve sinematografisi hakkında ne düşünüyor, nasıl değerlendiriyor?

Türkiye”de sinema oyunculuğu üzerine bir eğitim olmadığı için, sinema oyunculuğu sektörde genelde televizyonun ve tiyatronun içinde olduğu oyunculuklarla ilerlemekte. Haliyle Sinema-TV mezunları, bu sektörde oyunculuk yapmaya başladı. İlginç, ama bence bu iyi bir şey. Genelde televizyonda görsek de bu oyuncuları, artık tiyatro kökenli oyuncular da son dönem Türk sinemasını anlamaya başladılar diye düşünüyorum. Bu nedenle mutluyum. çünkü sinema oyunculuğu bir sektör olarak var, tiyatro oyunculuğu da bir sektör olarak var. Tiyatro oyunculuğunda özellikle cumhuriyetten sonra, daha derli, düzenli ve uzun yıllar kurumsal olarak devam edebiliyorsunuz. Ama sinema oyunculuğu üzerine Türkiye daha yeni yeni kurumsallaşıyor. Bu nedenle mesleki oyunculuk tarzını daha çok birbirinden bağımsız olarak değerlendiriyoruz. Biz oyuncularda bu bir takım arazlara yol açıyor. Yani mesela doğal oyunculuk dediğimiz bir şey var ve biz bunu tiyatroda çok farklı uyguluyoruz, sinemada çok farklı uyguluyoruz. Sinemanın kendine ait bir dili var, teknik bir tarzı var ve o tarz her yönetmene göre değişiyor. O nedenledir ki sinema oyunculuğu piyasada o yönetmeni bulmak ve onlarla çalışmakla çok doğru orantılı. Bu bağlamda kendi adıma sinema oyunculuğu, Türkiye”de yeni yeni gelişiyor diyebilirim.

Kosmos”da ki karakterinize uyum sağlama sürecinde neler yaşadınız? çünkü gerçek hayatta göreceğimiz türden bir karakter değil Kosmos, zamandan ve mekândan bağımsız, hatta genel olarak zamansız bir karakter. Bu durum kendiliğinden mi gelişti?

Aslında bu soru bir önceki soruyla da çok bağlantılı. Reha Erdem öyle çalışan bir yönetmen. Bu benim ikinci filmim Reha abiyle. O yüzden deneyimliydim, nasıl çalıştığına dair. Daha önce ”” Kaç Para Kaç”” ta çalışırken de aynı şeyi yaşadık. Karakterle iletişim kurmayı, tiyatro kökenli olduğum için, tiyatroda dramaturji ile çalışıyoruz. Bu rejiden, oyunculuktan çok bağımsız bir şey ve bu bize doneler, malzemeler getiriyor. Biz de bunları değerlendiriyoruz. Karakterle ilgili mesleki araştırmalar yapıyoruz. Yani bir takım provalar ile geliyoruz. Haliyle sinemadaki tarzımızdan farklı gelişiyor. Mesela Reha Erdem, kurgu istemiyor. Benim karakterle ilgili bir şey kurmamamı istedi. Hatta mümkünse senaryoyu çok az okumamı istedi. Bir ya da iki kere okuyup, gel dedi ve ben ezber bile yapmadım. Daha çok orada otelde okuyarak çalıştım. Bu nedenle gün gün gelişti karakter. Sadece bir şaman kökeni olduğunu biliyordum ve tabi ki senaryodan okuduğum kadarıyla sizin de söylediğiniz gibi örneği olmayan bir karakter olduğunu biliyordum. Yaşadığımız toplumdan aykırı bir karakterdi ve o nedenle örnek alabileceğim bir şey yoktu. Yeniden baştan yaratmam gerekiyordu. Tek kaygımız vardı, Reha abi, karikatür olmasın insan olmasını istiyorum dedi. Bu nedenle filmde kullandığımız cümleler, günlük hayatta kullandığımız konuşma tarzı olmadığı için karakteri oluşturmak biraz zor oldu ama çalıştık, bayağı çalıştık.

Kosmos”un başarısını neye bağlıyorsunuz? Reha Erdem”in yönetmenliği hakkındaki düşünceleriniz neler?

Kosmos”un başarısı çok paralel hem senaryo hem yönetmen dili, hem de Kars”ın dokusu özellikle hikâyeyi anlatmakta etkili. Zamansız ve bağımsız bir mekân bulmaya çalışıldı. Bir tek Kars plakaları, Türkiye”de bir yer olduğunu belirtiyordu. Ama bence Kosmos”un başarısı daha çok öncelikle senaryoyla ilgili. Sonra yönetmen ve senaryo girdiği anda yönetmenin bakış açısı, bu tarza ve sinemaya bakış açısı başarıyı sağladı. Belki varsa oyunculuklar da bu fantastik, örneği olmayan rollerde yaratıcılıklarıyla etkili oldular.

Reha Erdem, bence Türkiye”de çok önemli bir yere sahip bir yönetmen. Türkiye”de yeni sinema kuşağı içinde tarzını belirtmiş ve daha filmin ilk 5 dakikasında bu Reha Erdem filmidir diyebilirsiniz. Tarzlar çok önemli bir şey bence. çünkü sinemayı sektör içinde diri tutan bir olgu. Kısacası bence Reha abi, sürekli tarz değiştiren kafası karışık bir yönetmen değil. O yüzden çok net, sade ve gizemli diyebilirim.

Peki sizce Kosmos günümüzde yaşasaydı nasıl bir kimliğe bürünürdü?

Bundan farklı bir karakter olmazdı sanırım. Metropollere tıkıldık kaldık, Türkiye”yi çok net tanıdığımızı düşünmüyorum o yüzden. Tanıma fırsatını kendimizde yaratmıyoruz. Yani Türkiye”nin sadece İstanbul”dan var olduğunu düşünen bir anlayış var, günümüzde. Yani Türkiye”nin haber bültenleri bile hep İstanbul”da geçer. Annem bir gün şöyle dedi hatta ”” Bana ne kar yağmış İstanbul”da trafik olmuş, bunu niye anlatıyorlar bana saatlerce.”” Ama bu böyle, kalabalık, çok fazla insan var fakat yine de sadece İstanbul”dan ibaret değil Türkiye. O yüzden Kosmos, günümüz Türkiye”sinde olsaydı, yine bir derviş olurdu diye düşünüyorum. Yani yine bu coğrafyanın kültürüyle iç içe bir karakter olurdu.

Takip ettiğiniz film festivalleri ve yabancı yönetmenler var mı? Peki, çalışmak isterdim dediğiniz bir yabancı yönetmen var mı?

çok var tabi ki… Lars Von Trier” i çok beğeniyorum. Her filmi değil ama onun sineması benim için önemli. Karakter olarak değerlendirilir o başka bir şey. En son faşist olduğunu iddia etti ve bunu niye söylediğini hiç anlayamadım ama yaptığı işler benim çok ilgimi çekiyor. Takip ettiğim festivaller, Cannes, Montreal olsun hemen hemen her festivali takip etmeye çalışıyorum. Avrupa sineması ve yeni yeni İran sinemasının gösterdiği gelişimi takip ediyorum. Kaosun olduğu yerler, orta doğu, Mısır gibi atılımın olduğu coğrafyalardan çok umutluyum sinema adına. çünkü ne zaman bir kargaşa olsa, sanat orada kendini gösterir. Fakat başladığında filmin nasıl biteceğini biliyorsak, o Hollywood sineması olur genelde ki, bana haz veren bir durum değildir. Bu nedenle sinemada en çok orta doğu ilgimi çekiyor diyebilirim.

Türkiye”de özellikle sinema ve dizi çalışanlarının sorunlarıyla ilgili neler düşünüyorsunuz?

Sendikalaşmaya çalışıyoruz, umutluyuz. Oyunculuk hala meslek olarak bir kavrama oturtulmuş değil. Meslek yasalarında yerimiz yok. Tanınmamız mesleki anlamda zor ama Yeşilçam”dan beri çalışıyor, sinema oyuncuları bu konuyla ilgili. Açıkçası özellikle mesleki olarak tanınmak istiyoruz. Ben bu meslekte, işçi olduğumuzu düşünüyorum. Bana kalırsa bu sektörde, yönetmenin bir hayali var ve bu hayali gerçekleştirmek istiyor. çekeceği kamera ne kadar önemliyse, oyuncu ondan daha önemlidir diye düşünüyorum. Bu nedenle oyunculuğunda anlaşılabilmesi ve bir meslek icra ettiğinin bilinmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu da bizim derdimizi net olarak anlatmakla ilgili. Onun dışında benim gördüğüm kadarıyla televizyonda bu mesleği icra edenler, yani daha çok set işçileri yıpranıyorlar. çünkü onlar başından sonuna kadar oradalar ve sigortaları bile yok, çoğu zaman çoğu yerde. O yüzden onlar kadar önemli olmasa da oyuncularında çalıştığı mekânla ilgili bazı istekleri var ve bunların da yerine getirilmesi gerekiyor. Şunu demek istemiyorum, her oyuncuya karavan verelim, hepsinin altında bir araba olsun gibi ama minimal düzeyde o işin içinde olmaya ihtiyacımız var. Biz şu an bu süreçteyiz diye düşünüyorum ve sendikanın çok başarılı olacağını hissediyorum. En azından birkaç örgüt birleştik. Artık kültür bakanlığı bize sahip olmak zorunda kalıyor. O yüzden bu bir başarıdır. çalışıyoruz, çalışacağız ve Türkiye”deki bu mesleki sorun bir şekilde rayına oturtulacaktır.

Bir arkadaşınızla birlikte tiyatroya merak salıp ilgilenmeye başladığınızı söylemişsiniz, peki ailenizde bu alana yönelmeniz için destek verenler oldu mu? (Ailenizde kendiniz dışında oyunculukla ilgilenen var mı?)

Evet, lisede bir arkadaşımla beraber başladık. Sahne tozu deyimi çok doğru, bu bir hastalık gibi bulaşıyor ve çıkmıyor. Ailem destek oldu, olmadı diyemem ama tabi ki başında kaygılar vardı. Aç kalmak, nasıl yapacaksın, çok zor bir meslek gibi ama zaten bütün bunlardan sonra belli oluyor, isteğin gerçekten olup olmadığı. Daha sonra vazgeçen çok arkadaşım oldu. Ben bu mesleğin 40-45 yaşından sonra yapılabileceğini düşünüyorum. Hala daha olduğumu düşünmüyorum bu bağlamda. çünkü ne kadar çok yönetmeni tanırsan o kadar çok gelişirsin. Ailemde de, kardeşim tiyatroyla ilgileniyor. Bakalım onun için ne gösterecek hayat.

Bir röportajınızda Eskişehir”i sevdiğinizi, onun için yaşanılacak en güzel şehir olduğunu söylemişsiniz. Bir dönem İstanbul”a (yarım dönem Sadri Alışık Tiyatrosu”nda çalışmış) gelip çalışmışsınız hiç kalmayı düşünmediniz mi?

İstanbul”da kaldım evet, bir dönem Ankara Sanat Tiyatrosu”ndan ayrılınca Sadri Alışık tiyatrosunda çalıştım. İstanbul metropol ve çok büyük bir şehir ama mutlaka orada olmak gerekiyor. Oyunculuğun nabzı orada atıyor. Kaçırmamamız gereken bir sürü oyun geliyor, festivaller, bienaller oluyor, haliyle mutlaka oradan geçiyoruz. İstanbul”da bir sıkışmak gerekiyor. Ben de bir dönem sıkıştım orada, sonra sezon bitince zaten sıkılmıştım şehirde ve yazın kaçıp Eskişehir”e geldim. Benim ailem Eskişehir”de ve Anadolu üniversitesi, Tiyatro Anadolu”dan da iş teklifi alınca değerlendirdim. Burada kalınca da unuttum İstanbul”u. Sonra hatırladım tabi benim İstanbul”da bir hayatım vardı diye. Bu nedenle şimdi daha sık gidiyorum. çünkü mesleki anlamda herkes orada, bunun kaçarı yok.

Son dönem projeleriniz neler?

Birkaç sinema projesi var, tam belli olmamakla beraber. Yine doğuda geçen bir proje. Bir de bu yaza beklediğim bir iş var ama netleşmediği için şu an söyleyemiyorum. Onun dışında tiyatro devam ediyor, ”” Bay Kolpert””. Mehmet Ergen yönetti ve haziran gibi büyük ihtimalle turneye çıkacağız.

Fil”m Hafızası hakkındaki görüşleriniz neler?

Takip ettiğim kadarıyla yeni bir platform olmanıza rağmen iyi bir takipçi kitlesine ulaşmışsınız. Güzel bir iş olduğunu düşünüyorum ve beğenerek takip etmekteyim.

Yorum yaz