Yüzyıllardır keşişlerden sufilere, arınma, yenilenme, canlanma ve belki de kendini bulma düşüncesi kapsamında, insanların çoğu varlığını yollarda tekâmül etmiştir. Kimi şehrini, kimi ülkesini, kimi de geçmişini bırakarak yeni bir hiper gerçekliğe evrilmenin heyecanını yaşamıştır. Arabalar ise planlanan uhrevi kaçışların madde evreninde en yardımcı sembolüdür. Hareket, hızın yardımıyla fiziksel sürekliliğimizin tekrarını sağlayan birtakım etmenlerin başında gelir. Kendi algı düzeyimiz hareket edebildiğimiz ölçüde zamanı gerçekleştirir. Belki de bu yüzden canlı olan her şey hareket halindedir ve hareket etmeyi sever. İnsanların çoğu bu devinimi arabalar sayesinden gerçekleştirir ki en yaygın kullanılan ulaşım araçlarının başında gelir ancak arabaların alışılmışın dışında birçok temsili vardır. Çoğunlukla eril dürtüler ile değerlendirilir. Reklamlar, sinema filmleri, afişler arabayı güce dayalı bir görsel kod olarak kullanır. Eril bakış açısının, arabalar üzerinden tatmine kavuşması oldukça önemli bir statüye kendini indirgemiş olur. Araba sahibi olmak çoğu zaman en temel ihtiyaçlardan bile önce gelir. Hazırlanan listede arabaların, karakterlere ve olay örgüsünün gelişimine olan katkısına değinilmiştir. Kimi zaman bir felaketten kurtulmaya kimi zaman da maceranın merkezine doğrudan sürüklenen karakterlerimizin rol arkadaşlarını da unutmamalıyız. Huzurlarınızda filmleri ile özdeşleşmiş arabaların listesi …

 

Pierrot Le Fou (Jean-Luc Godard, 1967) 

“ Nereye gidiyoruz? 

Gizemli Adaya, tıpkı Kaptan Grantin Çocukları’ndaki gibi.

Ne yapacağız orada?

Hiçbir şey, sadece var olacağız.

Yıllar sonra yolları yeniden kesişen Ferdinand (Pierrot) ve Marinene, içinde bulundukları hayatı reddedip birlikte kaçmaya karar verirler. Ferdinand’ın monoton aile babası hayatı, Marianne’in uçlarda yaşaması iki eski sevgiliyi yeni bir maceraya atılmak için harekete geçirir fakat yolları ayrılır. Bir gün Marianne tekrar ortaya çıkar ve Ferdinand’ı yeni bir suç işlemek için ikna eder. Godard Filmografisi’nde en beğenilen filmlerden biri olan Pierrot Le Fou literatüre geçmiş “Ölümcül Aşk” temasını absürt bir biçimde işleyerek bu türün başarılı bir örneği olmuştur. Anna Karina ve Jean-Paul Belmondo’ya birkaç sahne boyunca 1962 model Alfa Romeo 2600-Spider eşlik eder.

 

Taxi Driver (Martin Scorsese, 1976)

Yalnızlık beni tüm hayatım boyunca her yerde takip etti. Kaçış yok.

Robert De Niro’nun Travis adında bir taksi şoförünü canlandırdığı Taxi Driver, Amerika’nın yozlaşmış statüsünü ve bireyler arası psikolojik buhranı en iyi anlatan filmlerden biridir.

Travis, Vietnam Savaşı’ndan yeni dönmüş yirmi altı yaşında bir gençtir. Yaşadığı uyku problemi ve ruhsal bunalımlar Travis’i kendi bedeni içinde hapsetmiştir. Tek kaçış yolu, gece seanslarına gittiği yetişkin filmleridir. Uzun ve yalnız gecelerle baş edebilmek için taksi şoförü olarak işe başlar. Yolunun fahişelik yapan genç bir kız ile kesişmesi sonucu Travis kendi adaletini sağlacaktır; film de bu doğrultuda ahlâk ve suç kavramlarını sorgulamamızı sağlar. Taxi Driver, sinemaseverleri büyülemiş bir Scorsese yapıtıdır. Travis’e övgüler yağdırırken rol arkadaşı 1967 model Checker Marathon’u da unutmamak gerekir. 

 

Blues Brothers (John David Landis, 1980)

Jack hapishaneden tahliye olduğunda kendisini almaya kardeşi Elwood gelir. Günah çıkarmak için çocukluk yıllarının geçtiği kiliseye giden kardeşler, Azize ile görüştükten sonra kilisenin satılacağını öğrenir. Birçok çocuğun evsiz ve korunmaya muhtaç kalacağı için bir an önce kilise borcununun ödenmesi gerekmektedir. Jack ve Elwood hızlıca bir plan yapar ve dağılmış olan Blues Brothers’ı yeniden kurarak kilise için yardım konseri vermeyi düşünür ancak bu konser Blues Brother için bir hayli zorlu geçecektir. Yol boyunca Jack ve Elwood’a “Bluesmobile” adıyla 1974 model Dodge Monaco eşlik eder. Ayrıca; Ray Charles, Aretha Frankin ve Matt Murphy gibi duayen müzisyenlerin takdire şayan oyunculuklarını da deneyimlemiş oluruz. 

Back To The Future (Robert Zemeckis, 1985)

Zamansal boyutların hiçe sayıldığı ve fizik kuramlarına ilginin artmasını sağlayan “Zamanda Yolculuk” teorisi; Marty McFly ve Dr. Brown önderliğinde bir neslin hayallerini süslemiştir. Lise öğrencisi olan Marty zaman makinesi olarak kullanılan araba “DeLorean”da oluşan bir yanlışlık sonucu 1985 yılından tam 30 yıl geriye gider. Hâl ve davranışlarıyla dikkat çeken genç, kısa sürede  insanların ilgi odağı olur. Marty’nin yeniden kendi zamanına dönebilmesi için 1955 yılında yaşayan genç Dr. Brown’u bulması gerekir. Ayrıca 1955 yılında yanlışlıkla annesi ve babasının tanışmasını engellediği için Marty, hiç doğmamış olmakla karşı karşıya kalır.

Night On Earth (Jim Jarmusch, 1991)

– Adın ne?

-Helmut.

-Helmet mi? İnsan çocuğuna böyle saçma bir isim koyar mı ? Helmet başına taktığın bir şeydir; kask, miğfer demektir. Anladın mı ? Çocuğuna isim olarak abajur koymak gibi saçma bir şey …

-Peki senin adın ne?

-Yo-yo..

-Yo-yo bir isim değildir ki! Yo-yo bir çocuk oyuncağıdır. Bilmiyor musun?

Jim Jarmusch’un beş ayrı hikâyeden oluşan filmi, şehir isimleriyle birbirinden ayrılır. Night On Earth, Los Angelas, New York, Paris, Roma ve Helsinki bölümlerinden oluşur. Genel olarak  beş bölümün de konusu sürücülerin araçlarına aldıkları insanlar ile olan ortak kesişimleridir. Söz konusu “New York “ bölümünde ise; Almanya’dan New York’a yeni gelmiş olan Helmut, para kazanmak için 1983 model Ford LTD Crown Victoria ile taksicilik yapan orta yaşlarda bir göçmendir. Aslında Helmut araba kullanmasını bilmiyordur ve taksiyi müşteri olarak yoldan aldığı Yo-yo’dan kullanmasınıister. Birbirine yabancı iki insanın samimi ve doğal oyunculuklarıyla karşılaştığımız New Yok bölümü hayatın içinden sıcak bir hikâyeyi izleyenlere sunar.

Thelma And Louise (Ridley Scott, 1991)

“ – Ben aslında hiç böyle biri değildim. Louise, ben sanırım delirdim.

 – Sen hep böyleydin Thelma, sadece kendini göstermek için fırsatın olmadı.”

Erkek arkadaşı ile yaşadığı sorunlar nedeniyle hafta sonu kaçamağı yapmak isteyen Louise, en yakın arkadaşı Thelma’yı ikna eder ve yola çıkarlar. Ancak beklenmedik olaylara maruz kalan iki genç kadın planlarında değişiklik yapmak zorunda kalıp rotalarını daha uzak bir yere çevirir. Thelma ve Louise, artık ülke çapında aranan iki kaçaktır. Yol boyunca kendilerine 1966 model Ford Thunderbird eşlik eder. 

Scent Of A Woman (Martin Brest, 1992)

– Azıcık yavaşlayın. Yarbay yavaşlayın. Biraz hızlı gidiyorsunuz. Lütfen yavaşlayın.

– Sıkı tutun. Sanırım bir vites daha var.

– Dikkat edin! Bizi öldüreceksiniz.

– Beni suçlama, ben körüm!

Charlie, okuduğu lisede başarılı, üniversite hayalleri kuran saygın bir gençtir. Maddi durumu kötü olduğu için ek işler yaparak geçimini sağlamaktadır. Hafta sonu için ayarladığı iş, görme yetisini kaybetmiş olan Albay Frank’ın bakımını üstlenmektir. Mülakat için eve gittiğinde yaşlı ve huysuz Frank ile tanışır. Başta yıldızları uyuşmayan ikili daha sonra birlikte uzun soluklu bir maceraya atılırlar. Yolculukları boyunca Charlie’ye bir akıl hocalığı yapan Frank bir gün araba kullanmak ister. Bu nedenle Frank ve Charlie’ye, 1989 model Ferrari Mondial T Cabriolet eşlik eder.

Pulp Fiction (Quentin Tarantino, 1994)

İki genç çiftin soygun planıyla başlayan film, iki tetikçinin olaylara dâhil olmasıyla devam eder. Eş zamanlı olarak hikâyeye patronunun eşi Mia da katılır. Başarılı bir boksör olan Butch ise şehirden kaçmaya karar vermiştir. Böylelikle olaylar birbiri ardına sıralanır ve hikâyeler dolaylı yoldan birbiriyle kesişir. 

Vincent Vega ve Jules Winnfield’ın 1974 model Chevrolet Nova içinde aralarında geçen küçük bir diyalog: 

Bak, kör adamı oynamak istiyorsan çobanın yolundan git ama benim gözlerim ardına kadar açık.”

Fear and Loathing in Las Vegas (Terry Gilliam, 1998)

Las Vegas’da düzenlenecek bir yarış için fotoğrafçı olarak görev alan Raoul avukatı ve aynı zamanda en yakın arkadaşı olan Dr. Gonzo ile yola çıkar. İnsanların çoğu bu dönemde kendini alkole ve uyuşturucuya vermiştir. Raoul ve Dr. Gonzo da uyuşturucu bağımlısıdır. Las Vegas’a ulaşan ikili, tabiri caizse uyuşturucunun dibine vurup haz ve korku dolu günler geçirir. Yaşadıkları ölüm tribi ve halüsinasyon da bu yolculukta kendileriyle beraberdir. 1971 model Chevrolet Impala Convertible film boyunca büyük bir rolde oynamaktadır. 

Tschick : Goodbye Berlin! (Fatih Akın, 2016)

Maik sınıf arkadaşları tarafından dışlanan asosyal bir çocuktur. Ev hayatı da okul hayatından farklı değildir. Annesi rehabilitasyon merkezine yatırılan Maik, aynı gün babasının da iş seyahatine gideceğini öğrenir. Bir anda yapayalnız kalır ancak  Andrej’in bir süprizi vardır. 1994 model Lada Niva ile Maik’in kapısına gelir, buralardan kaçıp gitmek ve yeni bir maceraya atılmak için Maik’i zor da olsa ikna eder. Tschick: Goodbye Berlin, Wolfgang Herrndorf’un aynı adlı romanından uyarlanmış bir yol filmi olmanın ötesinde iki çocuğun ergenliğe geçiş serüvenini de detaylı bir şekilde anlatır. 

*(Kitap Tschick adıyla basılmıştır. Türkçe adı ise; “Yokuş Aşağı” olarak çevrilmiştir. )

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.