Uzun süredir yolunu gözlediğimiz iki Reha Erdem filminden ilk olarak öne çıkarılan Jîn, Berlin Film Festivali’ndeki dünya prömiyerinin ardından yurtiçi galasını !f İstanbul’da gerçekleştirdi. Genç bir gerilla kızın, örgütten kaçıp İzmir’deki dayısının yanına gitme hayalinin izinde çıktığımız yolculuğun olası sınırlarına ve çıkmazlarına yaptığı vurguyla Jîn, döngüsel bir yol hikayesi.

Film boyunca sebebine dair bir bilgi sunulmayan, bilinçli bir şekilde muğlak bırakılan “kaçış”, Jîn’in ve filmin ana motivasyonu. Kırılmanın yaşanıp masalın başladığı noktada Jîn, örgüt arkadaşlarının arasından kaçıp dağlarda, gece soğuğunda yol almaya çalışıyor. Boş olduğunu tahmin edip girdiği evden yiyecek, yol alabilmesi için elzem sivil kıyafetler ve bir yaşıtına ait ders kitabı alıyor. Gerilla kıyafetlerini dağdaki mağarasına gömüp sivil hal alınca çekine çekine düzlüğe iniyor. İzmir’deki dayısının yanına gidebilmek için mücadeleye girişiyor, soranlara ise ninesine ilaç götürmek için yollarda olduğunu söylüyor. Tüm çabalarına rağmen yolculuğunun ileriye dönük hamleleri hep hüsranla sonuçlanıyor. Mücadelesinin yegane temeli olan bedeni erkekler tarafından ele geçirilmeye çalışıldıkça Jin’in yalnızlığı da perçinleniyor, doğaya, hayatta kalmanın kendisi için şehirde varolmaktan daha rahat olacağını gördüğümüz yere geri dönüyor.

Jîn’in yolculuğu çarpıcılığını erkek egemen toplumda kadın varoluşuna dair kısıtları apaçık ortaya dökebilmesinden alıyor. Filmin ilk yarısında Jin’in gücüne ve direncine bakarak zihinlerimizde yolculuğa dair yazabileceğimiz mutlu son, zaman geçtikçe yerini imkansızlığa bırakıyor. Jîn’in ilerlemeyen, dağla düzlük arasında geçen dön dolaş yolculuğu defalarca tekrar ediyor, git gide sonuçlanacağına dair tüm umutları tüketerek, varılabilecek noktaları silikleştirip yolculuğun başladığı yerlere geri dönerek noktalanıyor. Erdem’in diğer filmlerindeki karakterler gibi sivrilip dikkatleri üzerine çeken ama varoluşu üzerindeki hakimiyetini başkasına bırakmamaya kararlı olan Jîn de düzene teslim olup erimeyi göze almıyor.

Önceki Erdem filmlerinin aksine yan karakterlerin olmadığı, tamamen Jîn’e odaklı bir yapıda seyreden filmde gördüğümüz tüm diğer kişiler çoğu kez Jîn’in imkansız yolculuğu için yerleştirilmiş engellerden ibaret erkek dünyasının neferleri, kimi zamansa genç kıza el uzatan kadınlar. Ona insanlardan daha yakın olabilenlerse yolculuğu boyunca karşılaştığı, üzerlerine yağan bombalardan beraber korunduğu hayvanlar oluyor. Erdem’in kamerası, doğayı ve barındırdıklarını kimi zaman bir belgesel sakinliğinde yansıtırken bir yandan da gerçeküstücü bir şekilde tasvir ediyor. Filmin açılış sahnesinde ağaç dallarının ardından zar zor görünen Jîn de insanların olduğu yerlerden ziyade doğada kendine alan açabilip doğa döngüsünün bir parçası haline geliyor.

Filmin Kırmızı Başlıklı Kız masalı üzerinden kurulan duygu dünyası, Jîn’in yolculuğunun sinema evrenindeki konumunu sağlamlaştırıyor. Jin’in kimi zaman oldukça güçlü kimi zamansa yalpalayan halleri ve mecburi birbaşınalığı ile şekillenen dramatik ögeleri fonda bir masal anlatısıyla yumuşatılarak düşünce dünyasını acının baskılayıcı etkisinden kurtarmaya çalışıyor. Filmin görüntüleri de Caspar David Friedrich’in manzaralarından ilham alıyor.* Kimi sahnelerde Erdem’in Alman ressamın çalışmalarını sinema dünyasında yeniden üretmeye çalıştığını da görebiliyoruz.

Erdem her ne kadar fondaki masal anlatısının eşliğinde bir gerilla kızın yolculuğunu gösterse de bunu yapma şekliyle şimdiden oldukça tartışma yaratmış görünüyor. Önceki filmlerinden aşina olduğumuz üzere Erdem ataerkil toplumla hesaplaşmasına Jîn‘de de devam ediyor, kadın varoluşu üzerinden yaşamı ve içinde bulunduğumuz çağın gerçeklerini irdelemeye koyuluyor. Fakat bu kez figürünün ülkenin en önemli meselesinin öznelerinden olmasıyla Jîn‘den beklenti kafalardaki politik film imajıyla uyuşan, bir tarafgirlikte söylemler üretmesi oluyor ki filmin derdinin bu olmadığını belirtmek gerekir. Jîn, Erdem’in ataerkil düzen araçlarının gündelik yaşamı şekillendirişine karşı tutumunu ifade ettiği diğer filmlerle benzeşen bir politik tavır üretiyor . Erdem’in deyimiyle Jîn, bir gerillanın yaşamına odaklandığı için öteki filmlerinden daha politik bir hal kazanmıyor.*

Filmi siniklik ve tarafsızlıkla suçlayacak eleştiriler bir fikir ortamı yaratmaya yarayacak olsa da en azından Jîn‘in kafalardaki gerçekçi formatlamaları yıkmaya yönelik önemli bir işlevi olacağını umalım, filme gelecek eleştiriler filmin masal dünyası içerisinde dönüşüme uğratılmış ögeler üzerinden olmasın. Gerillanın kamuflaj gereği kırmızı eşarp giyemeyeceğine, filmde mekansızlığı destekleyen lokasyonunun tuhaflığına, gökyüzünde sürekli dolunay olması gibi sinema evreni içerisinde şekillendirilen ögeler üzerinden gelmesi muhtemel eleştirilerin gereksizliğine dair bir algı oluşabilmesini, bunun tutuculuğumuzu zayıflatabileceğini umut edelim.

Notlar:

* ‘Atın silahları’ deyince barış gelmiyor, radikal.com.tr , &lt, http://goo.gl/JTRq7 &gt,

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.