Kalem kullanmak, ardında bıraktığı her izden sorumlu tutulabilecek yetiye sahip olmayı gerektirir. Yazılan ve çizilen; artık kanıt niteliğine ermiş, geleceğin ve yaşamın, tüm atmosfere yayılan niyetlerin, kâğıtlara dökülmeden önce, özde canlandığı her bir idea, ussal zeminden kaynağını bulup fikri dışa ulaştırdığında eşit bilinç dağılımı doğal devinimler yarattır. Bu evrede kelimeler kâğıtların üzerinde âhenkle dans eder. Yazabilen beden ellerine borçludur. Yaratır, yaratmaya gücü yeter.  Bir yazar, ancak ruhu konuştuğu zaman kendini var edebilir.

Ivan (Al Pacino) hayata gelişinin 43+1.yılında tam da, o akşamüstü doğum gününden habersiz, yuvasına dönmektedir. Mutlaka, her seferinde ailecek “+1″ şans yılı kutlanır. Bu yeni gelen yaşa fazladan bir yıl ekleyerek yapılır. Bereket, bolluk ve güzel dilekler için tüm aile aynı motivasyonla seferber olur. 

Oyun yazarı olmak, hayatın gidişatını yönetmekte ve kurgusal karakterler yaratmakta olan bir kişiye elbette ki yardımcı olur. Ivan da, bu şekilde yazar ve yazar. Ama kendi kaderini kurgulayamaz. Âşık olup beraber büyük bir düş bahçesinde yaşadığı karısı, kendisine dört üvey evlat vermiştir. Ivan, kendi öz oğlu ve dört yeni çocuğuyla toplum normlarına uygun bir aile babası rolünü üstlenir.

Güç Dengesi ve Baba

İki üvey erkek çocuğa rağmen Ivan, karısı ve diğer çocuklarıyla çekirdek aile formatına uygun bir hayat sürdürür. Dikkat edilmesi gereken önemli bir unsur vardır ki o da şudur: Çocuklar kendi öz babalarından daha çok Ivan’ı sevmektedir. Hiçbir ödipal (oidipus) komplekse tabii olunmaz. Çünkü, kolektif bilinçleri; anne olgusunu ulaşılmaz bir aidiyetle sınırlamamıştır. Çocukların annesi bu hikâyede; her zaman bencil, hazların peşinden koşan hedonist bir kadın imgesinde temsil edilmektedir. Anneleri böyledir; yapabildiği en iyi şey, gitmek olan genç bir kadındır. 

Baba karakterlerinin üstesinden başarılı bir şekilde gelen Al Pacino’nun başrolü çektiği filmin konusu şöyle: Uzun süredir üzerinde çalıştığı oyunun yazım süreci ve uygun oyuncuları seçmek Ivan’ı ailesinden ve karısından uzaklaştırmış, duygusal olarak izole etmiştir. Düşünüp, düşünebileceği en yegâne şey oyununu sahneye çıkarmak ve eleştirmenlerden tam not almaktır. Aynı zaman diliminde Gloria ise, Ivan’a olan ilgisini kaybedip yeni bir aşkın rüzgârına kapılır. Kısa bir süre sonra evi ve Ivan’ı terkedip, yeni sevgilisiyle yaşamaya başlar. Ivan, bin bir mücadele ile Gloria’yı ikna etmeye çalışır, ancak başarılı olamaz. Yeni hayat düzenine ve kendisine emanet edilen ailesine adapte olması gerekir. 

Bir akşam yapımcısının telefonuyla aniden yemeğe çağrılır. Daha sonrada sevgili olup aynı evi paylaşacakları başrol oyuncusuyla tanışır ve uzun uğraşlar sonucunda genç kadını oyunda oynamaya ikna eder. O akşam Ivan’ın Ermeni asıllı oluşundan, çocukluğundan ve yaşadığı toplumdaki bakış açısından uzun uzun konuşulur. Bir hikâye yazılırken, onu yazanın tüm geçmişine ve kişiliğine referans olunur. Her eser yaratıcısından izler barındırır. Bu nedenle Ivan’ın yazdığı oyun sahnelenmeden çok önce nasıl bir sonuca ereceğinin izlerini taşımaktadır. 

Provalar başlar, genç kadın Ivan’ın evine taşınır. Mutlak dengeyi kurması gereken iki afacan erkekle iyi anlaşmak zorunda kalır. Zira, Ivan öz oğlu Igor ve üvey oğlu Geraldo haricinde diğer çocukları kendi babalarına teslim etmek zorunda kalmıştır.  Geraldo’nun hiçbir çatı altında sahiplenilmeyen küçük vücudu sevecen ve anaç Ivan’ın kanatları altında huzur bulmuştur. Bir şekilde kendi evlerinden kaçıp yine Ivan’a sığınan çocuklar, hem bürokrasiyi hem de velayet sisteminin kendi içindeki tutarsızlığına dikkat çekmektedir. Kiminle yaşamak isteniyorsa o kişiyle yaşanılmalı ve bunun kararını ancak çocuk verebilmelidir. Otorite ve devletin kararları bu sayede çok göze çarpmadan eleştirilirmiştir. Çocukların birer eşya olmadığını ve ailelerini seçebilme hakları olması gerektiğine inanılır. 

Cinsiyetsizleşme 

Uygarlık tarihi medeniyetler ışığında kendini var etmeye başladığından beri toplayıcı bütünlük ve güç simgesi Anne olurken anaç kelimesinin görsel karşılığı, yapısı bakımından her zaman kadın bedeni olmuş; baba figürü ise, dışarıyla iletişim kuran, çalışan ve topluluğa materyal getiren bir erkek bedenini ifade etmiştir. Author! Author! (1982) tüm bu kalıp yargıların yıkımına ve çocuk bakımını cinsiyetçi bir ifadeden uzaklaştırmaya devam eden bir yapı oluşturmuştur. Her kız çocuğunun kadınlık sonrası evresi anne olmak değildir. Ki zaten, söz konusu anne figürü anne olmayı layığıyla becerememiş, her kadının anne olamayacağını anlatmak istemiştir. Anne temsili olarak çocukların hayatında filizlenen Ivan, bir babanın da çoğu sıkıntının üstesinden gelerek çocuklarıyla ilgilenip onların öz bakımlarını destekleyici yardımlarda bulunabileceğini pek farkında olmadan aktarır izleyenlere.

Ivan evlerine geri dönen üç üvey çocuğuyla beraber bekâr bir baba olmaya devam ederken, oyunu yazmayı bitirip sahneye çıkmaya hazır hâle getirir. Hazır her şey yolunda giderken son bir atak yapıp Gloria ile barışmak ister, ama ne yazık ki olumsuz sonuçlanır. Hayatı ve sorumlulukları akışına bırakıp sahne gününe odaklanır. Büyük gün gelip çattığında bütün çocuklarını alıp tiyatro salonuna gidip oyunu sergiler. Yıllardır peşinde koştuğu takdir, iyi bir baba olmasını sağlar.

Arthur Hiller’ın yönetmenliğini yaptığı Author! Author!;  tek amacı ve kompleksi yazma tutkusu olan bir adamın, merhametli, anaç, çocukları için kendinden feragât edebilen bir baba figürüne dönüşümünün sinemasal temsilidir. 

Yazar Hakkında

İrem Yavuzer

1993 yılında Kadıköy’de dünyaya geldi ama hâlâ geldiği yere adapte olamadı. Sinema ve Televizyon bölümünde okudu, Okudukça daha çok sevdi sevdikçe daha çok izledi izledikçe daha çok hayata tutundu.Birinci dereceden sinema aşığı ancak eş zamanlı olarak müzikten ve bisiklet sürmekten de hoşlanıyor. Bol bol geziyor ,fotoğraf çekiyor, gökyüzüne, renklere ve uzaylılara inanıyor.

Yazarın Diğer Yazıları

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.