Genellikle bir dine olan inançlarını somutlaştırarak nesne ya da lidere tapan ve aynı ideoloji altında toplanan grupların, dış dünyaya kendilerini kapatarak bir alan içerisinde belirledikleri kurallar çerçevesinde oluşturdukları tarikatlar tarih boyunca varlıklarını sürdürmüş, sürdürmeye de devam edecektir. Uzaktan bakıldığında yaşanması güç koşullarda çoğu bilerek ve isteyerek kalan bu insanlar çeşitli belgesellere, film ve dizilere ya da araştırmalara konu olmuştur. Genellikle seçimlerinin altında yatan motivasyonlara odaklanan araştırmacılar, bu insanların tarikat tecrübelerini incelemekle insan beyninin çalışma fonksiyonlarıyla ilgili önemli bulgular elde edileceğinde hemfikir. Yokuş aşağı giden hayatlarında bağlanmak, aile olmak, sevmek ve değer görmek gibi kavramlara ihtiyaç duyan kişilerin zayıf noktalarına odaklanarak onlara güvenli, huzurlu ve sevgi dolu bir ortam sağlama sözünü veren bu tarikatların, daha sonra üyelerini sadık hale getirmek için iyi kötü birçok yöntem uyguladıkları da bir gerçek.

Çoğu zaman korku unsurunu kullanarak mutlu olmayanları zorla içeride tutmak, bir şekilde ayrılmayı başaranların ise hayatlarını zindan etmeye yönelik taktikler geliştirmek tarikatların ortak noktası gibi gözüküyor. Psikolojik ve fiziksel manipülasyonun had safhada olduğu bu gruplardan ayrılan çoğu kişi ise normal bir hayat sürdüremiyor. Ayrılanların bazısı ya orada doğup büyümüş olanlar ya da psikolojik ve fiziksel şiddet görenler oluyor. Meraklısı için tarikatlardaki yaşamları konu alan film ve belgesellere göz atalım.

The Wicker Man (1973)

Şüphelerinizin yersiz olduğuna eminim. Biz burada cinayet işlemiyoruz. Hepimiz dindar insanlarız.

Polis Howie, kaybolduğu belirlenen bir kızın nerede olduğunu bulabilmek için Summerisle adındaki küçük bir İskoç adasına gider. Koyu bir Hristiyan olan Howie, kendisini bir anda Pagan ritüellerinin ortasında, Lord Summerisle adındaki ada hakiminin çekici kızının etkisi altında bulur. Zaman geçtikçe ayinlere ve ada halkına adapte olan Howie, gittikçe de kayıp kızın akıbeti hakkında daha fazla bilgi sahibi olmaya başlar.

Midsommar’ı yazarken Ari Aster’ın da etkilendiği söylenen ve 2006 yılında da aynı isimle beyazperdeye uyarlanan İngiliz yapımı folk korku türündeki The Wicker Man (1973), Robin Hardy tarafından yönetilmiş, eleştirmenler tarafından da oldukça beğenilmiştir. Şiddetin yüksek olduğu abartılı korku filmlerinden farklı olarak daha gerçekçi bir hikâye anlatmayı amaçlayan yapım ekibi, bu filmde feda etmek konsepti etrafında Pagan elementlerini doğru aktarmak, otantik müzik kullanmak ve inandırıcı mekanlar kurmak için çalışmışlardır.

Martha Marcy May Marlene (2011)

Ölüm en saf sevgidir.

Birkaç sene yaşadığı Catskill Mountains’da konuşlanmış tarikattan en sonunda kaçmayı başaran Martha, kız kardeşi Lucy’i arayarak yardım ister. Connecticut’taki evlerinde kardeşi ve kocası ile yaşamaya başlar; fakat tarikat zamanlarında başına gelenler peşini bırakmaz. Genç kızın tecrübe ettiği hem fiziksel hem de psikolojik baskıların, dışarıdan mükemmel görünen hayatının ardına saklanması onu oldukça yıpratır. Tarikat Lideri’nin yaptıklarını kâbuslarında ortaya çıkmaya devam eder.

Sean Durkin tarafından yönetilmiş bir gerilim filmi olan Martha Marcy May Marelene (2011)’in kadrosunda Elizabeth Olsen, John Hawkes ve Sarah Paulson gibi oyuncular bulunmaktadır. Sean Durkin, filmin senaryosunu oluştururken derin bir araştırma sürecine girdiğini, Manson Ailesi, Jonestown, David Koresh gibi ünlü tarikatları ve onların liderlerini özellikle incelediğini belirtmektedir. Film’in ilk gösterimi 2011 Sundance Film Festivali’nde gerçekleşmiş ve film, ‘En İyi Yönetmen’ ödülünü almıştır.

The Seventh Victim (1943)

Neden herkes bizim gibi mutlu olamıyor? Gül ve güzel vakit geçir.

Mary Gibson, ablası Jacqueline’in ortadan kaybolmasının ardından kaldığı yatılı okuldan ayrılarak ablasının izini bulmaya New York’a gelir. Ablasının başına kötü bir şey geldiğini düşünen Mary, başta bir psikiyatrist olmak üzere başkalarının da yardımını alarak sır perdesini aralamaya başlar ve ipuçları Mary’e ablasının şeytana tapanların barındığı bir tarikatla alakadar olabileceğini gösterir.

Mark Robson’ın ilk defa yönetmen koltuğuna oturduğu korku filmi The Seventh Victim (1943), değeri sonradan anlaşılan filmler arasındadır. Gizemli başlangıcının ardından tüyler ürpertici bir sonla biten film, İngiltere’de de kült filmler arasında gösterilmektedir.

Colonia (2015)

Her şey yolunda. Tanrı bizi seviyor.

1973 Şili’deki askeri devrim sırasında fotoğrafçı Daniel, bir tarikat tarafından kaçırılarak zorla tarikatın üyesi yapılır. O sırada bir uçuşu nedeniyle orada bulunan sevgilisi Lena, Daniel’in izini sürerek genç adamın Colonia Dignidad isimli tarikatın elinde olduğunu keşfeder. Onu kurtarmak için aynı tarikata üye olur; fakat bulundukları yerden kaçışları pek de kolay olmayacaktır.

İngiltere, Almanya, Lüksemburg ve Arjantin ortak yapımı tarihi gerilim filmi Colonia (2015), Florian Gallenberger tarafından yönetilmiş ve Güney Şili’de 1973 yıllarında faaliyet gösteren gerçek Colonia Dignidad tarikatından ve tarikat lideri Paul Schäfer’dan esinlenilerek yazılmıştır. Kadrosunda Emma Watson, Daniel Brühl ve Michael Nyqvist gibi isimler bulunmaktadır.

The Master (2012)

Endişelerini bir kenara bırak. Geri döndüğünde de burada olacaklar.

Freddie Quell, İkinci Dünya Savaşı’nın travmalarını üzerinden atamamış, hâlâ geçmişi tarafından kovalanan sorunlu bir adamdır. 1950 yılında bir gece Lancaster Dodd ile tanışır. Dodd’un liderliğini yaptığı tarikatın öğretilerini benimsemeye çalışan ve onunla yakın bağ kuran Quell, diğer üyeler tarafından tehdit unsuru olarak görülmektedir.

Paul Thomas Anderson tarafından yazılıp yönetilmiş 2012 yapımı psikolojik dram The Master, kadrosunda Joaquin Phoenix, Philip Seymour Hoffman, Amy Adams gibi başarılı oyuncuları bulundurmaktadır. Film, Scientology kurucusu L. Ron Hubbard, John Steinbeck’in hayat hikâyesi ve There Will Be Blood filmi gibi çeşitli yerlerden esinlenilerek yaratılmıştır.

Jonestown: The Life and Death of Peoples Temple (2006)

Her akşam hoparlörden şunu söylerdi: “Bu akşam yanınıza birini yolluyorum. Tanıdığınız biri. Güvendiğiniz biri. Ve bu kişi buradan gitmek istediğini söyleyecek. Ama bu sizin için bir sadakat testi. Bu kişinin kim olduğunu bildirmelisiniz.”

Stanley Nelson’ın yönetmenliğini yaptığı belgesel, Guyana’da Jonestown isimli bir yerleşke kuran Peoples Temple tarikatı ve tarikatın lideri Jim Jones’u anlatmaktadır. 1978 yılında 900’ün üzerindeki takipçisini toplu intihara sürükleyen Jones, kendisi de hayatına son vererek tarihin en acımasız tarikat liderleri arasında yerini almıştır. Belgesel, toplu intihar öncesi oradan ayrılmayı başaran üyelerle yapılan röportajlar ve tarikatın içinden gerçek kamera görüntüleriyle yaşananları hikâye havasında aktarmaktadır. İlk defa 2006 yılında Tribeca Film Festivali’nde gösterildikten sonra Olağanüstü Başarı Ödülü’ne layık görülmüştür.

Going Clear: Scientology and the Prison of Belief (2015)

Scientology, L. Ron Hubbard’ın zihnine yolculuk gibi; bu yolculukta ne kadar ilerlerseniz, o kadar L. Ron Hubbard oluyorsunuz.

Alex Gibney tarafından yönetilen belgesel, Lawrence Wright’ın yazdığı Going Clear: Scientology, Hollywood and the Prison of Belief adlı kitaptan esinlenilmiştir. 2015 yılında Sundance Film Festivali’nde görücüye çıkmış ve eleştirmenler tarafından oldukça beğenilmiştir.

Belgesel, Scientology’nin tarihi ve inanışın kurucusu L. Ron Hubbard’dan başlayarak ünlülerle nasıl irtibata geçilip onları üye yaptıklarından bahsetmektedir. Eski üyelerle yapılan röportajlarla onların hikâyelerini ışık altına tutarak yaşanılan suistimalleri gözler önüne sermektedir. Yönetmen de belgeselin yapılış amacının insanların normalde yapmayacakları şeyleri bu kiliseye bağlandıktan sonra yapmaya başlamalarını göstererek toplumsal farkındalık yaratmak ve kapalı kapılar ardında yaşananların soruşturulmasına öncülük etmek olduğunu belirtmektedir.

God Willing (2010)

Ne isterlerse yapabileceklerinde özgür olduklarını söylüyorlar ama aslında değiller. Yapmaları gerekenleri yapmazlarsa gruptan atılacaklarından ve günahlarından kurtuluş ihtimalini kaybedeceklerinden korkuyorlar.

Evangeline E. Griego’nun yönettiği God Willing (2010), geçmişlerini reddederek ailelerine sırtını dönen, gizli bir tarikata üye olan ve kendilerini ablalar ve abiler olarak niteleyen gençleri konu alan bir belgeseldir. Belgesel, Jim Robert’ın 1971 yılında kurduğu tarikatın, yıllardır nasıl ruhsal olarak bir yere bağlanma ihtiyacı hisseden bu gençleri hedef aldığını, öğretilerine bağladığını, dış dünyadan soyutladığını gerek geçmiş üyelerle gerekse geride kalan acılı ve hâlâ şaşkın ailelerle yapılan röportajlar aracılığıyla anlatmaktadır. Üye olmadan önce paralarını tarikata bağışlayan, aileleriyle bağlarını tamamen koparan, sahip olduklarını satıp yeniden doğmuşçasına tarikata katılan bu gençlerin hayatlarıyla ilgili bilgi sahibi olmak isteyenler için belgesel, detaylı bilgiler içermektedir.

Holy Ghost People (1967)

Kimse yapamayız demesin. Tanrı’nın yardımıyla yaparız deyin. Tanrı’nın yardımıyla.

Peter Adair tarafından yönetmenliği yapılan belgesel, West Virginia’nın Scrabble Creek adlı kasabada yaşayan Pentakostal toplumu anlatmaktadır. Kutsal kiliselerine bağlı bu üyeler, inanç ve duayla iyileşme ayinleri, yılan tutma ve şarkı söyleme gibi toplu organizasyonlar düzenlemektedir. Gerçek kamera görüntüleri içeren Holy Ghost People (1967), en çok üyelerinin samimiyeti, çalışkanlığı, dürüstlüğüyle dikkat çekmektedir. Belki de en içten, en inanan, en yaşanılası tarikatı anlatan belgesel, diğerlerinden bu nedenle ayrılmaktadır. 2013 yılında aynı isimle kurmaca filme uyarlanmış, birçok derste de konu başlığı olmuştur.

Holy Hell (2016)

Her zaman sizi davet eden birileri oluyor. Beni kardeşim buraya getirmişti. O nedenle çok güvende hissettim. Eğer güvendiğiniz biri varsa, herkes kısa sürede arkadaşınız oluyor. Benim geleceğimi de önceden biliyorlardı. Adımın yazdığı bir sandalye beni bekliyordu.

Annesi eşcinsel olduğunu öğrenince evden kovulan Will Allen, ablasının önerisiyle West Hollywood’da yaşayan ve kendilerine Buddhafield diyen bir tarikata üye olur. Michael adında liderleri olan bu grubun propagandasını yapmaya başlayan film okulu mezunu Allen, yirmi iki sene boyunca (1985-2007) isteyerek kaldığı tarikattan en sonunda ayrılır. Yönünü şaşıran ve sudan çıkmış balığa dönen Allen, en sonunda elindeki görüntülerle Buddhafield’in belgeselini yapmaya karar verir. Görüntü yönetmeni Polly Morgan da Allen’dakilerin üzerine yenilerini eklemek için artık Hawaii’de yaşayan tarikatı gizlice kameraya alır.

Buddhafield’a üyeyken çekilmiş kendi görüntülerini de ekleyen yönetmenin, tecrübelerini ve yaşananları anlattığı Holly Hell (2016), ilk olarak 2016 yılında Sundance Film Festivali’nde gösterilmiştir. Belgeseli, dışarıdan bakıldığında güzel insanların şarkı söyleyip dans ettiği bir topluluk gibi görünen; ama çoğunun liderleri Michael tarafından tacize uğradığı ve olur olmadık isteklerini yapmaya zorlandığı tarikatın gerçeklerini göstermek amacıyla hazırlayan Allen, ayrıca bir tarikata girmenin ve aynı şeyi isteyen diğer üyelere kısa sürede bağlanmanın da çok kolay olduğunu belirtmektedir.

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.