Geçen yılki Cannes Film Festivali kapsamında izlediğim Brezilyalı yönetmen Karim Aïnouz’un The Invisible Life of Euridice Gusmao (2019) filmiyle ilgili düşüncelerimi paylaşmak istedim sizlerle. Film, festivalin Un Certain Regard bölümünde yarışarak, büyük ödülü kazanmıştı.

Filmin gösterimi 08.30’daydı. Yönetmeni, konusu ya da oyuncuları hakkında bir şey okuyacak vaktim olmamıştı. Hangi ülkeden yarışmaya katıldığını bile bilmiyordum. Bir filmi izlemeden önce hakkında hiçbir fikir sahibi olmamamız gittikçe imkânsızlaşan bir şey. Bakir bir zihinle keşfetmeyi, deneyimlemeyi oldukça heyecan verici bulup, yerime yerleşiyorum.

Filmin başında, son zamanlarda sinema alanında iyi işlere imza atan Brezilyalı yapım şirketi RT Features’ın ismini görüyorum. Yapımcı Rodrigo Teixeria, Call me By Your Name (2017), Frances Ha (2012), Wasp Network (2019), Ad Astra (2019) gibi filmlerin ortak yapımcılığını üstlenmiş bir isim. Ayrıca en kısa zamanda vizyona girmesini beklediğim Mia Hansen-Love’un ilk İngilizce filmi, Bergman Island üzerinde de imzası var. Filmin uluslararası satışlarından Match Factory sorumlu. En son Pietro Marcello’nun Venedik Film Festivali’nde gösterilen olağanüstü Martin Eden (2019) adaptasyonunun satışlarını üstlenmişlerdi.  Efsanevi Hélène Louvart görüntü yönetmeni. Bu müthiş hanımefendi en son (Fransa’da en iyi art-house filmlerinin adresi CG Cinema’nın prodüksiyonunu olan ve Bong Joon-ho’nun en sevdiği Fransız yönetmenler arasında bulunan) Alain Guiraudie’nin Viens je t’emmène filminin görüntü yönetmenliğini üstlendi. İşte bütün bunlar mesleki deformasyon.

08.30’da bir türlü açılamayan gözlerim, bir anda açılıyor, iyi ki bu filmi seçmişim, iyi ki gelmişim diyorum. Koltuğa iyice yerleşiyor ve tam da koltuk demişken, en kısa zamanda sinema salonlarına kavuşmayı dört gözle beklediğimi eklemek istiyorum. Filmin konusundan size kısaca bahsedeyim:

Yazar Martha Batalha’nın ilk romanının sinema uyarlaması olan film, 1950’lerde Brezilya’da oldukça fakir bir aileden gelen Euridice ve Guida’nın öyküsünü anlatıyor. Euridice ve Guida, Rio’da anne babalarıyla yaşayan, her şeyi birbirleriyle paylaşan ve kendileri için başka bir hayatın hayalini kuran umut dolu iki kız kardeştir. Euridice, piyanist olmayı ve Viyana’da konservatuar okumayı hayal eder. Kız kardeşi Guida ise, gönlünce gezmek tozmak ve gerçek aşkı bulmak ister. Guida ailesine karşı gelir ve Yunan bir denizciyle Avrupa’ya kaçar. Aile,  Guida’nın ihanetinden sonra, Euridice için alelacele bir koca adayı bulur. Bu durum onun konservatuar hayallerinin de suya düşmesine neden olur. Guida, sevgilisi tarafından kısa süre sonra terk edilir ve karnı burnunda baba evine döner. Ailesi tarafından kapı önüne konan Guida’ya, kız kardeşinin Viyana’ya gittiği söylenir. Euridice, kocası ve çocuklarına bakarken Guida, aynı şehirde hem tersanede çalışır hem de cazibesini kullanarak kirayı denkleştirmeye uğraşır.  İki kız kardeş hayatın zorluklarına rağmen, birbirlerinden vazgeçmez. Guida, düzenli olarak Euridice’e mektup yazar. Euridice ise onu bulması için kocasından gizli bir dedektif tutar.

Karim Aïnouz; birbirlerinden habersiz birkaç kilometre uzaklıkta yaşayan bu iki kız kardeşin kederini, ataerkil toplum baskısını, ekonomik adaletsizlikleri, film boyunca bir gün kavuşabilmenin umudu içinde eritmeyi başarıyor. Geleneklerin ağırlığı altında ezilen ama yaşamaktan hiç vazgeçmeyen, birbirlerine yaslanarak teselli bulan kadınların öyküsünü geniş bir melodramatik freske oturtuyor.

İtidal ve lirizm arasındaki ince bir çizgi üzerinde ilerleyen Aïnouz; kendi irademizle seçtiğimiz ve bizi iyileştiren ailelerimizi, yaşanamayan zamanı, boğazımızda düğümlenen sözleri ve bize hiç ulaşamayan mektupların filmini, bunların altında ezilmememizi sağlayan bir doğruluk ve ışıkla çekiyor. Hayatımızın trajik üzüntüsünü, marazi bir şova dönüştürmüyor. Örneğin, Euridice’in gerdek gecesinde yaşadıkları sinemada eşine az rastlanır – bana Breaking the Waves’i anımsatan- neredeyse rahatsız edici bir çiğlikle ortaya koyuyor. Bu sayede, derin duyguları incelikle işlediği filminde, nefes alan ve yaşayan bir atmosfer yaratarak, özgünlüğünü korumayı başarıyor.

Filmle teknik özelliklerine değinmek gerekirse, Louvart’ın iç mekânlardaki ışık kullanımını mümkün olduğunca azalttığını ve omuz kamerasını sıklıkla kullandığını söyleyebiliriz. Ekranda bilinçli bir sakarlık, olmamışlık oluşturulmak istendiği hissine kapılıyorsunuz. Ancak bu asla rahatsız edici olmuyor. Tam tersine, kız kardeşlerin hayatlarını birbirlerinden ayrı geçirmelerine dair isyanı körüklüyor. Sanki bir şeyler, aile, düzen, toplum yüzünden hep yarım kalıyormuş gibi.

Pelikül ile çekilen görüntüler, Rio’nun nemli havasını ve şehrin geniş yapraklarının ışığı altındaki terli bedenleri iyice ön plana çıkarıyor. Görüntü yönetmenliğindeki ustalık, karakterleri ve dekorları; renkli, köpüren, neredeyse boğucu bir paletin içerisinde eritiyor. Euridice ve Guida’nın bir gün kavuşacaklarına dair umudunuzu korumanıza rağmen, bu şehrin kalın katranın iki kız kardeşi sonsuza dek ayıracağını düşünerek endişeye kapılıyorsunuz. Oyuncularla birlikte, bu kamera hareketleri ve görüntülerin canlılığı filmi besliyor. Toplumsal eleştirisi böylesi güçlü ve bir nevi kavuşamayan âşıklar konulu bir filmin, klişelere düşmeden eli yüzü düzgün bir melodram olarak ekrana yansıtılması çok zor. Karim Ainouz, bunu tadından yenmez bir zarafetle yapmayı beceriyor.

Benim için ikinci planda olsa da, filmin konusunu çok değerli bulduğumu inkâr edemem. Bu iki kardeşin yaşadıkları bizim toplumumuza uzak konular değil. Fakat beni en çok etkileyen bu karanlığa rağmen var olmak, “nefes almak” ve yaşamaya devam etmekte direten kardeşlerin yaşama sevinci, yönetmenin onların güzelliğine olan sevgisi ve özeni oldu. Size de umut verir belki bu günlerde.

Filmin sonlarına doğru, gözyaşlarına boğuluyor; yanımdakileri rahatsız ediyorum herhalde diye de baya utanıyorum. Sinemada en son ne zaman bu kadar ağladığımı hatırlayamıyorum. Çantamda peçete arıyorum. Salonun ışıkları yanıyor. Neyse ki yalnız değilim. Gülümsüyorum. Hiç ses duymamıştım hâlbuki içine içine ağlatıyor film demek ki. Karim Ainouz’u yakın takibe alıyorum.

Gülce Bacalan

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.