Film, Max Von Sydow”un canlandırdığı Johan Borg karakterinin günlüklerinden yola çıkarak hastalığının sonuna doğru giderken Liv Ullmann”ın canlandırdığı karısı Alma”nın tanıklığında yaşananları anlatıyor. Hikayeye hastalığının sebep olduğu esrarengiz ada sakinlerinin de katılmasıyla gelişenhikaye iki bölümden oluşuyor. İlk bölüm ressamın hastalığıyla ilgili gelgitlerini gösterirken, ikinci bölüm bu gelgitlerin ardındaki gizemi aralıyor.

Hikayenin geçtiği adadaki evlerinin önünde Johan”ın karısı Alma”nın konuşmasıyla başlıyor film. özellikle filmin başındaki ve sonundaki performansıyla Liv Ullmann filmin asıl derdini etkileyici oyunculuğuyla aktarıyor. “Hayatları boyunca beraber yaşayan insanlar birbirlerine benzemeye başlamazlar mı?” Alma bütün içtenliğiyle ve maskesi olmadan bu sorunun cevabını soruyor izleyiciye bakarak. Filmdeki sessizliğini bu sahnelerde bozuyor adeta. özellikle filmin ilk bölümünde kocasının durumu için endişelenen bir kadın olarak izliyoruz Alma”yı. Johan”ın günlüğünde yazmış olduklarıyla onun kendisinden uzaklaştığını farkeden Alma daha sonra Johan”a olan sevgisi ile kendisini Johan”ın sürrealist dünyasında buluyor.Johan”ın, kendi verdiği isimle, yamyamları Johan”ın zihninde oynadıkları oyunlarla Alma”yı ondan uzaklaştırmayı başarıyorlar. Alma ise hikayenin sonunda Johan”a benzemeye çalışmasının aslında onu kurtarmaktan çok onu uçuruma ittiğinin düşünüyor ve sorusuyla beraber bunu sorguluyor.

Filme adını veren Kurdun Saati dediğimiz gün doğumundan bir saat öncesini içeren, dünyada doğumların ve ölümlerin en fazla yaşandığı zaman dilimi olarak bilinen saat, sürrealist dünyanın Johan için aralandığı saat olarak beliriyor. Kurdun Saati, Johan”ın Alma”yla arasında geçen bir konuşmada Johan”a bir ömür gibi gelen o dakikaya benzer şekilde Johan”ı son derece korkutuyor. Johan”ın ziyaretçileri bu saatte belirerek Johan”ı sıradışı davetlere sürüklüyorlar. Ressamın karısından önceki ilişkisi olarak tanımlayabileceğimiz Vogler karakteri ise bu davetlerde Johan için aynanın kırıldığı kritik noktada anahtar bir karakter olarak yer alıyor. Yönetmen Johan”ın geçmişi hakkında yaşananları açıkça göstermek yerine geçmişinin bilinçaltında oluşturduğu imgeler üzerinden anlatıyor hikayeyi.

Film boyunca ilginç olan noktalardan biri de duvarda asılı olan bir kaç karalama dışında Johan”ın resimlerini hiç görmememiz. özellikle filmin ilk bölümünde Johan Alma”ya resimlerini gösterirken, biz resimleri sadece Johan”ın tasvirleriyle zihnimizde oluşturuyoruz. Yönetmenin burada asıl derdinin insanın ruh haliyle ilgili dışa vurduklarını anlatmaktan daha çok onun saf iç dünyasında gördüklerini sorgulamak olduğunu söyleyebiliriz.

Yönetmenin hemen hemen her filminde yer verdiği tiyatral öğelere bu filmde de rastlamak mümkün. Filmdeki bir davet sırasında bir ziyaretçinin sunduğu kukla gösterisi ile Bergman tiyatroya olan bağlılığını bu filmde de göstermiş oluyor.

Filmdeki karakterlerin yanısıra hikayenin geçtiği ada da hikayenin atmosferini oluşturmada önemli bir yer ediniyor. Ressam Johan için çıkmaz bir son mekan olarak nitelendireceğimiz ada, film boyunca fonda duyduğumuz rüzgarın da sesiyle gerilimi oluşturan mekan olarak hikayeyi destekliyor.

Bergman ve Tarkovski sinemasının görüntü sihirbazı olarak nitelendirebilceğimiz Sven Nykvist bu filmde de eşsiz sahnelere imzasını atıyor. Kullandığı sıradışı kamera açılarıyla kurduğu ışık gölge oyunlarında Johan”ın iki dünya arasında gidiş ve gelişlerini etkileyici biçimde resmediyor.

Bergman”ın “Persona” filmi ile birlikte filmografisinin bilinçaltı döneminin bir parçası olarak görebileceğimiz Kurdun Saati”nde yönetmen insan bilinçaltını didiklerken yine sıklıkla simgelere başvuruyor.Bergman filmografisinin en anlaşılmaz filmlerinden biri olarak nitelenen film, simgelerin insana ne anlattığıyla değil, ne çağrıştırdığı ile ilgileniyor daha çok. Filmde Johan ve Alma”nın adaya girişlerinde Johan”ın kullandığı el arabasının sesi işitsel bir algı yaratarak film için hikayeyi kurarken bir simge olarak bulunmaktan çok atmosfer kurucu bir eleman olarak katkı sağlıyor. özellikle ses öğesinin huzursuz bir atmosfer yaratmada görüntü kadar etkili olduğu bir film izliyoruz.

Kurdun Saati aynı zamanda günümüz sinemasının sıradışı yönetmenlerinden David Lynch”in de etkilendiği filmlerden biri. özellikle Eraserhead”de Kurdun Saati”nden izler görebilmek mümkün. Bir diğer taraftan Stanley Kubrick”in çektiği bir Stephen King uyarlaması olan Shining”in de hikaye olarak Kurdun Saatiyle oldukça paralel bir yapıya sahip olduğunu söyleyebiliriz.

Gizemli karakterleri, tekinsiz atmosferi ve tepetaklak sahneleriyle izleyiciye farklı bir deneyim yaşatan Bergman, sinemasının sıradışı bir örneğini sunuyor izleyiciye. Bilinçaltının karanlık sularında gezinirken görsel ve işitsel olarak yarattığı algının izleyicide oluşturduğu rahatsızlık hissi ile hikayesini harmanlayan film, gerilim sinemasının öncü filmlerinden biri olarak sinema tarihindeki yerini alıyor.

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.