Geçtiğimiz cuma günü İstanbul Zekeriyaköy’de üç buçuk yaşında bir çocuk kayboldu. Tüm gece, kentin dört bir yanından gelen insanlar minik Pamir’i aradılar. Ertesi gün, pis bir havuzun dibinde cansız bedeni bulundu Pamir’in.  Bir gün sonra ise Atlas Sineması 13.30 seansında İstanbul Film Festivali izleyicilerini acı bir tesadüf bekliyordu; Atom Egoyan’ın Devil’s Knot (2013) filminde, bisiklet ile gezmeye çıkan 8 yaşındaki Chris iki arkadaşıyla birlikte kayboluyor, kasabadaki insanlar gece boyunca çocukları arıyor ve ertesi gün çocukların cansız bedeni pis bir gölün dibinde bulunuyordu. Bu kötü rastlantının da etkisiyle, filmin ilk yarım saati oldukça zorladı beni ve sanırım birçok kişiyi de.

first-official-trailer-for-the-devils-knot

İstanbul’daki  gerçek öykü, çocuğun toprağa verilmesiyle biterken, yine gerçek bir olaydan alıntı olan Egoyan’ın filmi ise katil ya da katilleri bulma mesaisine başlıyordu. Çünkü Chris ve arkadaşlarının ölümünün kaza olmadığı çok açıktı. Kasabada, siyahlar giyen, ‘satanist kitaplar’ okuyan, heavy metal dinleyen, geceleri ayinler yapan, bu ayinlerde hayvan katleden, katlettiği hayvanların kanlarını içen, “sırada insan kanı var” diye sağda solda konuşan bir grup genç varken  üç çocuğun katili olarak, dindar kasabalılar ve polisle birlikte, biz seyirciler de başkasından şüphelenecek değildik. Hele bir de üstüne Chris’lerin yaşıtı bir tanık “Bütün olayı gördüm, bu satanistler, çocukları öldürdü” minvalinde ifade verince, şüpheye bile yer kalmadı, biz, polis ve kasabalı artık emindik. Ta ki dedektif Ron ortaya çıkana kadar..

Dedektif Ron, tıpkı 12 Angry Man (1957)’deki jüri üyesi gibi, idamla yargılanan bu gençlerin suçsuz olduğuna herkesi tek tek  ikna etmeye çabalayacak ama cadı avını durdurup  bu 3 çocuğa karşı canı istenen 3 genci kurtarabilecek midir? Yoksa gençler gerçekten canavar da, dedektif kendine vazife mi çıkarmıştır.Cevabı beklenen bu sorular, bitmek tükenmek bilmeyen mahkeme sekanslarının tekdüzeliğine, Hollywood’vari avukat şovlarına ve dedektif rolündeki Colin Firth’in tutuk oyunculuğuna sabretmenizi sağlıyor.

Devil’s Knot, Atom Egoyan  filmografisinde üst sıralarda olmasa da, vasatın altında kalan bir film değil kesinlikle. Son olarak, Kars’ta tecavüz edilip katledilen Mert’in de haberini aldıktan sonra izlemek için sağlam bir psikoloji gerektiriyor sadece.

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.