Geçmişten günümüze değin gerek imgesel gerekse yaratılan kurgusal karakterlerle birlikte, seyircinin psikolojisini büyük oranda etkileyen ve yer yer verdiği imgeler vasıtasıyla endişelendiren, sevindiren ve korkutan filmler varlığını sürdürür. Ancak öyle filmler vardır ki; kurgusal karakterler yaratmadan da rahatsızlık verici ögelerle ve anlatımla birlikte seyirciyi tedirgin edebilir. Seyirci çoğu zaman filmin içinde neden rahatsız olduğunu ve niçin korktuğunu da çözemez. Filmin içinde bir şey vardır ve bu şey koltuklarımızda huzursuz bir şekilde kıpırdamamıza yol açar. Bu tıpkı bilinçaltımızda yer eden ve kendini rüyalarda gösteren bir yolculuk gibidir. Gün boyunca maruz kaldığımız olaylar ve durumlar sonucunda zihin rüyada birtakım imgelerle birlikte bizi sonsuz bir yolculuğa çıkarır. Uyandığımızda ise hissettiğimiz durumlar karşısında kendimizi garip hisseder ve bir türlü normale dönemeyiz. Sinemada içinde bulunduğu durumu en iyi şekilde aktarabilen yönetmenler, sinema diliyle ve akıcı anlatımıyla oluşturduğu hikâyeler karşısında sizi nedensiz bir şekilde rahatsız hissettirecek filmler çekmişlerdir.
 
İşte birbirinden tuhaf hikâyeleri ve karakterleriyle birlikte hayatınızda izleyebileceğiniz en ilginç filmler…
 
*Bu listede yer alan birçok filmin sahnelerinde rahatsız edici ögeler, durumlar ve olaylar yer alabilir.

Visitor Q (2001)

Sınır tanımayan ve sinemaya sanatsal anlamda getirmiş olduğu yeniliklerle tanınan ünlü yönetmen Miike’ı Uzakdoğu sineması hayranı olanlar çok iyi bilirler. Kimsenin göze alamadığı tabuları yıkmasıyla bilinen yönetmenin ilginç filmlerinden bir tanesi olan Visitor Q (2001), Japon kara komedi filmidir.
 
Filmin konusu şöyledir: Japon gençliğinin yoldan çıkması ve toplumsal yozlaşma üzerine haberler yapmış olan ve bu konuya takıntılı eski bir haber spikeri ve onun bu takıntı nedeniyle yapısal bozgunla sınadığı ailesine gizemli bir yabancı konuk olur. Bu konuğun ismi “Misafir Q” dur. Misafir Q’nun gelişi ile aile değişim geçirecek ve birbirinden garip olaylar yaşanacaktır. Ailenin içinde eroin bağımlısı olan anne, anneye fiziksel olarak işkence yapmaktan zevk alan erkek çocukları, fahişe bir kız ve fahişe kızıyla para karşılığı yatan babadan oluşan ailenin yaşadıklarını konu alan filmin içinde yönetmen olabildiğinde seksi ve şiddeti kullanarak pragmatik ve kendine özgü yaklaşımını sergiler. Miike için seyircinin hissettiğinden çok kendi anlatımını filminde nasıl kullanıyor olduğu önemlidir. 2001 yapımı olan Visitor Q, farklı bir seyir deneyimi yaşamak isteyenler için izlenmesi gereken filmler arasında ilk sırayı alır.

Inland Empire (2006)

Kafaları karıştıran ve genel olarak bilinçaltının yansımasını beyaz perdeye aktaran yönetmen David Lynch‘in senaryosuz olmasıyla dikkat çeken filmi Inland Empire (2006), tuhaf hissettirecek filmlerin başında gelir. Senaryosuz filmin içinde bilinçaltıyla birlikte aktarılan hikâye Los Angeles dışında bulunan Inland Empire’da bir kadının gizemli olayların içine sürüklenmesidir. Başrolleri Laura Dern, Jeremy Irons, Justin Theroux ve Harry Dean Stanton paylaştığı film esasen bir kadının kocasını hem çok sevip aynı zamanda da ondan nefret etmesini bilinçaltı eşliğinde perdeye aktarıyor. Filmin içindeki görüntülere anlam veremeyip esrarı bir araya getiremezseniz korkmayın. Çünkü zaten Lynch’in amacı da budur: Verdiği her görüntü sizi kendi kafanızdan dışarı çıkarır ve artık farklı duyguları deneyimlemeye açık hâle gelirsiniz. Prömiyerinin Venedik Film Festivali‘nde yapıldığı filmin en ilginç tarafı herhangi bir senaryoya bağlı kalmaksızın çekilmesi ve David Lynch’in bu konudaki başarısıdır. Sahneleri çekilmeden önce yazan ünlü yönetmen, çekimlerini iki buçuk yılda tamamladığı filmi hakkında daha önce hiç böyle bir projede çalışmadığını belirtmiştir.

Don’t Look Now (1973)

Dolambaçlı kurgusu, akıl dışı kesmeleri ve çarpıcı sahneleriyle birlikte akıllarda kalıcı filmler çekmeyi başaran yönetmenin sıra dışı filmi Don’t Look Now (1973), karmaşık denklemleri birbirine bağlayan psikolojik gerilim filmidir. Kurgusal karakterler olmadan her daim korkmaya hazır olacağınız bu filmde daima koltuklarınızda huzursuz bir şekilde kıpırdayacaksınız.
 
John ve karısı görünmez bir kaza sonucunda bir anda çocuklarını kaybeder. Etraf dehşet bir panik havasındadır. Bu olaydan sonra bu çift şiddetli bir fikir ayrılığı yaşarlar. Bu fikir ayrılığının temelini batıl ve dini inançlar oluşturur. Bu İngiliz çifti bundan sonrasında birbirine bağlayan tek ortak nokta çocukları gibidir. John, bir kilise restorasyonu için gittiği Venedik’te yaşanan bu acı kaybın yarattığı psikolojik yükü eşinin üzerinden alabilmek için uğraşır durur. Karısının medyum olduğunu iddia ettiği kör kadına inanmadığı gibi kızının hayaletinin etraflarında gezeceği fikrine de asla inanmaz. Bu süreçte ikili çok başka bir boyutta kesişmeye başlarlar. John’un karısı, hayali fikirlerin peşinden giderek kendisini avutup, mutlu olurken John ise; kendisine daha inandırıcı gelen başka şeylerin peşinden gitme gereği duyar. Bu yüzden Venedik sokaklarında rastladığı, kızının öldüğü sırada giydiği yağmurluğun aynısından giyen bir figürü takip etmek zorundaymış gibi hisseder kendisini. Ancak Venedik’in dar sokaklarında gece vakti cinayetler işlenir.
Filmdeki en önemli öge olan kırmızı bir yağmurluk ise, polisin çözemediği seri cinayetleri ve insanoğlunun yazgı diye adlandırdığı karmaşık denklemleri birbirine bağlar.

Teorema (1968)

Teorema (1968), alışılmışın dışında filmleriyle çok konuşulan yönetmen Pasolini’nin yazıp yönettiği ve başrollerinde Terence Stamp, Silvana Mangano, Laura Betti ve Massimo Girotti’nin oynadıkları alegorik bir filmdir. Film kuralları öyle bir yıkmıştır ki; yönetmen bu filmden sonra klasik eserlerin erotik sinema uyarlamaları ile; Marksizm, ateizm, faşizm ve eşcinsellik üzerine kendi tartışmalı fikirlerini ifade ettiği kişisel filmleri ile gündeme gelmiştir.
 
Sıradan bir burjuva ailesi, sepya tonunda resmedilen renksiz, durağan bir hayat yaşarlar. Ancak bir gün Milanolu varlıklı bir burjuva ailesinin malikânesine gizemli bir ziyaretçi gelir. Nereden geldiği bilinmeyen bu ziyaretçinin gelişiyle işler değişmeye başlar. Yakışıklı delikanlı ev sahiplerinden hiçbir talepte bulunmaz ancak çekiciliğiyle aileyi etkisi altına alır ve ailenin tüm fertlerini sırayla baştan çıkarır. Bir süre sonra misafir aniden evden ayrılınca, burjuva ailesinin üyelerinin ve köy kökenli hizmetçilerinin hayatı altüst olur.

Werckmeister Harmóniák (2000)

Werckmeister Harmonies (2000), 1989 yılında László Krasznahorkai’nin Direniş Melankoli adlı romanından uyarlanan Béla Tarr ve Ágnes Hranitzky’nin yönettiği Macar drama gizem filmidir. Yönetmenin eşi Ágnes Hranitzky’nin Tarr’la birlikte yönetmen koltuğuna oturduğu ilk film olan Werckmeister Harmoniak aynı zamanda altı farklı görüntü yönetmeniyle birlikte çekilmiş bir film olarak takdire şayandır.
 
Film, altı farklı bakış açısının objektifinden, siyah beyaz manzaralarla birlikte enfes bir hikâyeye sahiptir. Ancak filmin alelade özetlenebilecek bir hikâyesi yoktur. Siyah beyaz gizemin içinde sakin bir Macar kasabasına takılırız. Kasabaya sirkin gelişiyle birlikte sakin hayat yerini hareketlenmelere bırakır. Sirk ise alışılmışın dışında üç tane gözü olduğu söylenen prens ve dev bir kaşalottan ibarettir. Filmin içinde önemli bir karakter olan Genç Janos’un kendini bulmaya çalışması ve yaşlı Gyuri’nin inzivası bir yana, kasaba kötücül bir geleceğe koşuyor gibidir. Bir gece yarısı ağır ağır kasabaya giren sirk, meydanın tam ortasına yerleşir ve bazı kesimlerce sirkin gelişiyle birlikte kasabaya uğursuzluk çökmüştür.

Freaks (1932)

Freaks (1932), yönetmen ve yapımcılığını Tod Browning’in yaptığı, dağıtıcılığını ise Metro-Goldwyn-Mayer’in üstlendiği 1932 tarihli ABD yapımı korku filmidir. Spurs (1923), adlı kısa hikâyeden uyarlanan filmin çekiminde dikkat çeken en büyük şey oyuncu kadrosunun gerçek hayatta da karnaval göstericilerinden oluşmasıdır. Aynı zamanda film, yönetmenin kişisel deneyimlerinden ilham aldığı bir hikâyeyi yansıtmasıyla dikkat çeker.
 
Seyircilerin sinema salonunu korkudan terk etmek zorunda kaldığı filmin hikâyesi ise şöyle: bedenlerini sergileyerek para kazanan hilkat garibelerden oluşan bir sirkte trapez sanatçısı olarak çalışan Cleopatra, sirkin çeşitli şovlarında çalışan Hans isimli cüceye onunla evlenmek istediğini söyler. Ancak Cleopatra’nın, Hercules isimli bir başka sirk sanatçısıyla ilişkisi vardır. Cleopatra’nın Hans’la evlenmek istemesi ise Hans’ın kısa zaman içerisinde yüklü bir mirasa sahip olacak olmasıyla ilişkilidir. Evlilik nihayetinde gerçekleşir ve ucubeler düğün sırasında Cleopatra’nın kötü davranışlarına maruz kalırlar. Sirkin primadonnası içlerinden birini öldürmek isteyince, birbirlerine sıkı sıkıya bağlı bir topluluk olan hilkat garibeleri bu kadın ve sevgilisi için bir intikam planı hazırlarlar. Yönetmen bu filmini çektikten sonra hiçbir stüdyo onunla çalışmak istememiş ve Freaks, Tod Browning’in kariyerinin neredeyse sonu olmuştur.

Le fantôme de la liberté (1974)

Le Fantôme de la liberté (1974), sürrealist sinema akımının öncülerinden olan İspanyol yönetmen Luis Buñuel‘in yönetmenliğini yaptığı bir filmdir. Buñuel her zaman olduğu gibi bu filminde de semboller ve absürt ögelerle birlikte aykırı tarzını sürdürmeye devam eder.
 
Film sürrealist anlatılarla birlikte seyirciye sıra dışı çalışmalarından birini daha sunar. Toplumun kurallarını reddeden, cinsellik ve özgürlükleri arasında karmaşaya düşen karakterlerden oluşan filmde birçok metaforik anlamlar mevcuttur. Mevcut bir akışı olmayan filmde Luis Bunuel, aynı zamanda kuralların dışına çıkarak görüntüye dilediği gibi sıra dışı olaylar yerleştirmiştir. Sıra dışı bir deneyim sunan film, bütününden çok parçalarıyla akıllara kazınmıştır. Yemek masası etrafındaki klozetlere oturmuş insan görüntülerinden, daha birçok zihinsel görüntülere sürükleyen Bunuel, bu filme de imzasını atarak tarzını korumaya devam etmiştir.

Vals Im Bashir (2008)

Vals Im Bashir (2008), 1982 yılında Lübnan’da yaşanan savaşları ve katliamları konu edinen belgesel niteliğinde bir animasyon filmdir. Filmin yönetmeni ve aynı zamanda baş karakteri olan Ari Folman, barda asker bir arkadaşı ile sohbet etmektedir. Arkadaşı, her gece aynı rüyanın tekrarını gördüğünü anlatmaktadır. Rüyasında yirmi altı tane vahşi köpeğin kendisini kovaladığını ve bu rüyayı bir türlü anlamlandıramadığını söyler. En sonunda kâbusun Lübnan Savaşı’nda yaşadıklarıyla alakası olduğuna karar verirler. Ari, 1982 yıllarında Lübnan’da İsrail ordusunda asker iken savaş sırasında istemediği hâlde yapmak zorunda kaldığı bir olay yüzünden vicdan azabı çeker. Fakat Ari, savaş sonrası bunalım geçirdiği ve bu bunalımla beraber hafıza kaybı yaşadığı için o anların hiçbirini hatırlamadığını bu konuşma sayesinde fark eder. Aslında yönetmen, bu yolla toplumsal bir hafıza kaybına da gönderme yapar ve İsrail’in geçmişte yaşananları unutmuşçasına devam eden vahşi dış politikasını bu tip bir hafıza kaybıyla metarofik bir anlama taşır.
 
Hafızasını geri getirmesi için asker arkadaşlarıyla tek tek görüşüp o anıları anlatmalarını istemesini söyleyen Ari’nin konuştukça o dönem ve kendisi ile ilgili gerçekler hafızasında oluşturduğu gerçeküstü resimlerle ortaya çıkar. İşte bu da belki de yönetmenin toplumsal bir aydınlanma beklentisini taşır.

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.