Gün geçiyor, Asya ile Avrupa arasına uzanmış kara parçası, deniz gelgitleriyle ileri geri, sağa sola, aşağı yukarı hareket ediyor. Önce sahilden uzaklaşıyor; kabarıp köpük köpük öfkeleniyor. Sonra yine kumlarına doğru ilerliyor; durgunlaşıyor, sakinleşiyor.

Böyle dalgalı bir milletiz vesselam. Öfkemiz saman alevi gibi, neşemiz yankı yankı. Bir sahildeyiz, bir denizde. Bütünken tek bir dalgada uzaklaşıp tekrar aynı kumlara uzanıyoruz.

Aynı kıyının bin bir çeşit hâliyiz vesselam. Her telden renk var, her şarkıdan bir nağme mırıldanıyor içimizde. İdeallerimiz var, ama standartlarımız yok. Bu sayede aynaya bakan her kişi, farklı birini görebiliyor. Ayırmadan, bölmeden, kırmadan, ama hep kucaklayarak, yer vererek “farklı birini” görebiliyor.

Gülse Birsel de standardın kalıplarını kırarak farklılığı ve özgünlüğü, en “bizden” hâliyle, fakat bir o kadar da çarpıcı noktalarına ışık tutarak değerli kılanlardan. 2017 yılında alıyor eline kalemi, yeni yıla girmeden mevcut hâlimize ayna tutabilmek, 2018’le beraber açılacak yeni sayfada geçmiş hatalarımıza yer vermemek için gece başlığını atıyor. Ama bu hikâye bize özgü, “biz” olanlar hissedebilir ancak. O yüzden kimselere söylemek yok, “Aile Arasında”!

İstanbul’da küçük bir aydınlatma dükkânı işleten Fikret’in hayatı, bir gün ansızın yirmi bir yıllık evliliğinin son bulmasıyla yepyeni bir başlangıca açılır. Aynı gün, sahnelerin gölgesinde kalmış bir vokalist olan Solmaz da sahnede ona müzisyenlik yapan eşi tarafından terk edilmiştir. Kader bu ya, iki benzer halatı birbirine düğümleyiverir ve Fikret’le Solmaz’ın hikâyesi, aynı apartmanda komşu olmalarıyla başlar. Birbirinden tamamen farklı hayat görüşlerine, yaşam biçimlerine ve alışkanlıklara sahip olan bu iki insan, zamanla aynı apartmanda yaşamanın ötesine geçip birbirlerine evlerinin, dolayısıyla da iç dünyalarının kapılarını aralar. Kapı eşiği bir defa geçildikten sonra da komşuluk kuşatıcılığı, aile sıcaklığına dönüşür. Bir yanda iki bambaşka hayat, birbirini tanımaya çalışırken diğer yanda umulmadık işler, kendi kader ağını örmektedir tabii. Başta, ona kalacak yer sağladığı için Solmaz’a bir komşuluk minnetiyle yaklaşan Fikret, bir anda kendini hayal bile edemeyeceği bir kimliği üstlenmeye mecbur bulur. Solmaz’ın kızı Zeynep, Adana’nın en zengin ailelerinden birinin oğlu ile evlenmek üzeredir, fakat babasının evden kaçıp onları terk ettiğini söyleyemediği için Fikret’i babası, üstelik “emniyet müdürü” olarak tanıtmıştır. Bir anda hem Solmaz’ın eşine hem de büyük görevlerde bulunmuş bir emniyet müdürüne dönüşen Fikret, ne yalan söyleyebilir ne de ömründe bir silah tutmuşluğu vardır. Ama işler ilerleyip kontrolden çıkılmaz bir hâl alınca başka seçeneği kalmaz, ona biçilen her rolün üstesinden gelecektir.

Birsel komedisinin en belirgin özelliği olan emrivakiler, Aile Arasında’nın da olmazsa olmazıdır. Bir taraftan yapımlarında imza gibi kullandığı bu unsurla “İşte yine Birsel!” dedirtirken Fikret karakterini canlandıran Engin Günaydın’da, önceki yapımlarında yarattığı unutulmaz karakterlerin izini görürüz: Nitekim takıntıları, panik ve nevrotik davranışlarıyla Avrupa Yakası’nın (2004- 2009)efsane karakteri Burhan Altıntop vardır ekranda adeta! Adanalı karakterlerin konuşmalarında, tavırlarında da dizinin son sezonlarında yer alan Adana havalarını sezmek mümkün. Bu özelikleriyle nostaljik bir köprü kuran Birsel, tanıdık izlerin peşinden ülke gündeminde yer alan manşet konuları ekrana taşıyarak özgün bir ses de getiriyor.

Ayrımcılığın ve sıfatların toplum yüzeyinde oluşturduğu yarıklar derinleşirken Birsel, işe cinsiyet mevzuundan başlıyor. Cinsiyet, biyolojik yapının ötesinde toplumsal bir kimlik oluştururken hayatlarımızda ne kadar öz sahibi olmalıdır? Cinsiyetle ilgili tercihlerin, cinsiyete yaklaşımların ürettiği yeni sıfatlar, topluma bir yeni bölünmüşlük daha getirmez mi? Solmaz’ın namusla ilgili hassasiyeti, mesleği dolayısıyla maruz kaldığı muamele, Türkiye’nin ilk trans oyuncusu Ayta Sözeri’nin canlandırdığı Behiye karakteri, ataerkil düşünceyi temsil eden Haşmet (Erdal Özyağcılar) ve ailesi, cinsiyet konusunu ütüne basa basa gündeme getiriyor, hemen her kesimin bakış açısından perspektifler sunuyor. Öte yandan yalan üzerine kurulu çarpık aile ve insan ilişkilerinin kaderi, birkaç farklı aile öyküsüyle dile geliyor, sonundaysa hep aynı açmazın içine düşüyor. Farklı karakterler, başka aileler, ancak tesadüf sonucu kesişen apayrı tercihleri ve yaşam biçimini bir araya getirirken Birsel, en temel insani duygunun, yani sevginin –fakat mert ve dürüst bir sevginin- tüm sıfatları nasıl ortadan kaldırdığını, en eğlenceli ve renkli hâliyle gösteriyor.

Yönetmenliğini Ozan Açıktan’ın yaptığı filmde Su Kutlu, Fatih Artman gibi ekranların taze yüzleri yer alırken Arif Erkin, Erdal Özyağcılar, Devrim Yakut, Engin Günaydın ve Demet Evgar gibi yılların eskitemediği yüzleri de görüyoruz. Bu işte çeyrek asrı çoktan aşmış olan oyunculara diyeceğimiz yok elbette; fakat bunun ötesinde başrolde bulunan Demet Evgar, hem oldukça geniş bir duygu yelpazesine can veren bir karakterin hakkını sonuna kadar veriyor hem de sesiyle hepimizi kendine hayran bırakıyor. Ayrımcılığı, sıfatları, zamirleri geride bırakarak aynı kahkahanın sesinde bir araya gelmek, fakat gülerken “İşte hâlimiz bu!” diyebilmek, kendimize toplum olarak ayna tutabilmek için Aile Arasında 2017’ye çok tatlı bir veda, bir sonraki yıl için de bir hisse desek yeridir.

Herkesle aynı kıyıyı paylaşıyorsa bu dünyada, her ne olursa olsun gidip geleceği yer aynı sahilse, o zaman ilk olarak seni, beni, onu ayırmayı değil, büyük pencereden “biz”i görebilmeyi öğrenmeli insan.

“İnsan” sıfatı herkesi kucaklamaya yetebilse… Böylece sen gülsen, ben gülsem, o gülse!

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.