İçinde bulunduğumuz toplum, doğduğumuz andan itibaren bizi yöneten ve yönetilen algısının içerisine sokar. Her toplumun yönetilmeye ve bir yönetene ihtiyacı vardır. Ancak sömürgecilik algısıyla kendisini yiyip bitiren yöneticiler, gücünü hor kullanan padişahlar ve krallar kendi düşüncelerini kabul ettirmek adına başkalarının üzerinde bir üstünlük kurmaya çalışırlar. Bunun yanı sıra kendi özdeğerliliğini, başkasının farklılığını kötüleyerek ve kendini diğer insanlardan ayrı tutarak ötekileştiren bireyler, ayrımcılık suçunu işleyerek hayatlarını idame ettirirler. En tehlikeli olan ise insanların kim olduğunun farkına varmadan, sistemin onların yerine kim olduklarını belirliyor olmasıdır. Öteki kavramı sistemin içerisinde o kadar büyür ki; insanoğlu özünde kim olduğunu unutup, ne olmadığını anlatarak tanımlar hâle gelir kendini.
Emma De Swaef ve Marc James Roels’in yönetmenliğini yaptığı Cesar En İyi Kısa Animasyon Filmi Ödülü’ne layık görülen This Magnificent Cake! (2018), kapitalizmin eleştirildiği, bir taraftan beyaz olmanın suçluluk duygusuyla subjektif bir anlatım sunan 44 dakikalık stop motion animasyon filmidir. Sistemi oluşturan kocaman bir pastadan kimlerin yeme hakkı olduğunu sorgulayan film, aynı zamanda sömürgecilik üzerine kurulmuş bir çarkla işleyen kıta tarihinde, toprakları beyazların işgal edip kendine benzetemediği Afroamerikanları ise tabiri caizse bir mala dönüştürüp sahiplendirdiğini eşsiz bir anlatımla sunar. Film aslında rengimiz ne olursa olsun içinde bulunduğumuz kapitalist düzenin çarkının dönmesinde herkesin payı olduğunun altını çizerek, pastanın yapımında payı olan insanların hikâyesini bilinçaltının yansıması olan rüyalar eşliğinde anlatır.
Renk, dil, ırk gibi ayrımların hâlâ çözüme ulaştırılamamış olduğu bu dünyada, Krallar da, yönetenler de, ötekileştirenler de bir yerde yönetilmeye ve bakıma muhtaçtırlar. Öyle ki; hizmetçisi, çalıştıranı olmadan var olamayacak bir Kral, ötekileştirilen insanlara ihtiyaç duyulacak bir sistem her daim varlığını sürdürür. Peki insanların birbirine her daim ihtiyaç duyacağı bu sistemin içerisinde insanlar neden eşit haklara sahip değildir? Adalet gerçekten de enfes pastadan eşit miktarda herkese bir dilim mi verecektir?
Kralın rüyasıyla başlayan ve bizi bilinçaltımızdaki yolculuğa sürükleyerek zayıflıklarımızla karşılaştıracak olan animasyon filminde her bölümde farklı karakterlerin hikâyeleri anlatılır. Ancak karşılaştığımız bu beş ayrı yolculukta gerçekle sanal iç içe geçerek, karakterleri aynı delikte buluşturur. Bakıma muhtaç, sorunları olan ve kendi derinliğinde kaybolmuş bir Kral, sistemin içerisinde ötekileştirilmekten yakasını kurtaramamış bir cüce, kendi solucan deliğinden bir türlü kurtulamayan alkolik Van Molhe ve bireysel yolculuğunda kendini başka hikâyelerin içerisinde bulan kaybolan bir kaçak filmin ana kahramanları olarak karşımıza çıkar.
Yönetmen, karakterleri önce bilinçaltlarını simgeleyen zaman-mekan algısının olmadığı bir kara deliğin- solucan deliğinin içerisine sokar. Ardından bu deliğin öte tarafında keşfe çıkmalarını sağlayıp, gerçeklerle ve aslında kim olduklarıyla yüzleşmelerine imkân tanır. Ancak bu solucan deliği aslında zamanda geçmişe gitmek ya da bilinçaltımızın derinliklerine gitmek anlamına gelmez. Uzay ve zaman içerisindeki teorik geçitleri tanımlayan bu delik, yalnızca çok uzağı çok daha yakına getiren kısa bir yol olarak karşımıza çıkar. Ancak girilen bu delikte dikkatli olmakta fayda vardır. Öyle ki; solucan delikleri ani çöküşleri, yüksek radyasyonu ve egzotik madde ile tehlikeli karşılaşmaları da beraberinde getirir. Nitekim uyku hâlindeyken başka aleme geçiş yapan ruh için bu dünya bir rüya, geçtiği diğer alem ise gerçeği olur. Şayet rüyadan uyandığınızda bunun bir rüya olduğunun farkına varıp gerçeğe dönüyorsanız; ruhun bedeni terk ettiği anda da ölüm gerçeğe dönüp yaşam sanallaşmış olur. İç dünyanın yansıması olan rüyalardan ancak iç dünyanızda neler olup bittiğini anlayabilmeniz için kanalınızın açık olması gerekir. Ancak bu şekilde ruhsal iyileşme de beraberinde gelir. Rüyalarına yabancı biri, kendisine de yabancılaşır ve bu yabancılaşma ise beraberinde sanallığı getirir. Artık yaşamın içerisinde sanal ile gerçek iç içe geçmiş bir hâl almıştır.
 
This Magnificent Cake!, toplumun bireye yüklediği ahlaksal düzenlemelerin oluştuğu solucan deliğinden çıkmak için bir rehber işlevi görür ve sanal ile gerçeği ayırt etmemizi sağlar. Ancak her çıkışın aynı zamanda bir çıkmaz olduğunu görmek, rüya yorumlarında kaçınılmaz değil midir?

Yazar Hakkında

Göksu Ertüren

1992 yılında Uşak’ta doğdu. Yazmaya olan merakı onu, yazdıklarını görselle buluşturabileceği sinema okumaya yönlendirdi. Uşak Üniversitesi'nde Radyo ve Televizyon Programcılığı bölümünde okuduktan sonra Eskişehir Anadolu Üniversitesi'nde Sinema ve Televizyon bölümünü bitirdi. Şimdilerde ufkunu, farklı dünyaları arayıp, bulduklarını kendi dünyasına katarak genişletmeye devam ediyor.

Yazarın Diğer Yazıları

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.